|

ANNEM, ANNECİĞİM, BEN
SENİ ÇOK BEKLEDİM, ARAMIZA HOŞ GELDİN
Bugün 13 Ekim 2006,
günlerden Cuma. Şeref -eşim- son 15 gündür işe gitmediğimi, evde
dinlendiğimi zannediyor, ama ben öğlen saat 2’ye kadar çalıştım
yine. Hala araba da kullanıyorum üstelik… Aşkım, kocam, iş yerinde
suyumun geleceğini ve arabayı kendim kullanarak hastaneye doğuma
gideceğime inanıyor. Gerçekten öyle mi olacak acaba?
Doğumumuza 12 gün kaldı
(gerçi son kontrolümüzde doktorumuz bebeğimizin daha erken
gelebileceğini söylemişti), o kadar rahat ve güzel bir hamilelik
geçiriyorum ki inanılmaz mutluyum, bebeğimizin olmasını çok
istediğimizden mi yoksa hormonlardan mı, yoksa her ikisinde de mi
bilmiyorum ama sebep her ne olursa olsun inanılmaz pozitifim, hiçbir
şey beni üzemiyor, neden üzüleyim ki BEN ANNE OLUYORUM!!!
Hamileliğim süresince
aldığım 11 kilonun hepsi karnımda sanki. Şeref, karnım için ‘ince
iki çubuğun üzerindeki basket topu’ benzetmesi yapsa da ben kendimi
hiç olmadığım kadar güzel hissediyorum. İçim içime sığmıyor… Bazen
diyorum ki, hiç doğmasa Anıl ve ben hep hamile kalsam, tekmelerini
hissetsem hep içimde, kimseyle paylaşmasam oğlumu ve tüm
kötülüklerden korusam Onu içimde. Ama sonra bebeğimi emzirdiğimi
düşünüyorum, kollarımın arasında, gülümsüyor annesine… Ayyy yok yok
hayırlısıyla bir an önce kavuşayım sana diye dua ediyorum…
Öğleden sonra annem, ben
ve teyzem Zafer Plaza’dayız, yine sokaklardayım anlayacağınız.
Gerçekten yollarda mı doğuracağım nedir?
Aşkımla baş başa
yediğimiz akşam yemeğimizde konuştuğumuz tek konu Anıl… Acaba doğumu
nasıl olacak? Sancılarım gece mi başlayacak acaba? Filmlerde ki gibi
sancılar içinde bağırırken hastaneye yetişmeye mi çalışacağız? Ben
doğum sancıları çekerken heyecandan araba kullanamayacağını söylüyor
Şeref. Karar veriyoruz, en iyisi taksiyle gitmek. Ama ya taksi
şoförü beni o halde görünce de deli gibi kullanırsa arabayı… Ya
trafik sıkışık olursa…Bir de takside doğurmak var Allah korusun…
Doğum sancıları nasıl bir
şey acaba? Doktorum son kontrolümüzde sancılarımın başladığını
söylemişti ama oğlumun tekmelerinden başka bir şey hissetmiyorum
ben. Tecrübesizlik ne kötü. Sürekli tekrar ediyorum kendi kendime,
bacaklarımın arasından bir bardak dolusu kadar su gelirse
anlayacağım ki suyum boşaldı ve o andan itibaren artık doktorumuzu
arayıp hastaneye gitmeliyiz, bir bardak dolusu kadar su…
Saat 12’yi geçiyor artık,
‘hadi yatalım, Anıl’ın uykusu var, bugün çok yoruldu’ J
diyorum Şeref’e, elimdeki süt bardağından son yudumumu alırken. Ama
o da ne?! Acilen tuvalete gitmem lazım! Sıska bacaklarımın
üzerindeki basket topu yüzünden penguenler gibi iki yana sallana
sallana yetişiyorum tuvalete.
Neyse, tekrar oturma
odasına Şeref’in yanına dönüyorum. Hayır hayır oturma, tekrar
tuvalete koş Gülçin!
İkinci defa Şeref in
yanına döndüğümde ‘ ne oldu?’ diye soruyor
‘ bilmiyorum, herhalde
fazla süt içtim’ diye cevap veriyorum. AAAAAA tekrar tuvalete
koşuyorum.
Neyse, bu sonuncusuydu
galiba, rahatladım artık. ‘Hadi yatalım, çok uykum var, ben
hamileyim dinlenmem lazımJ’
‘Ne oluyor?’ diye ısrar
ediyor benim pırpırıklı kocam ‘niye böyle tuvalete koşturuyorsun?’
‘Sütten herhalde’ diyorum
yine.
‘Saçmalama, ne bu, üstten
iç alttan çıkar, olur mu? Doktorunu arayalım’.
İyi de adama bu saatte ne diyeceğiz, birkaç kez üst üste tuvalete
gittim mi??? ‘Hamileyim ben, böyle şeyler normaldir, hadi yatalım
gözümden uyku akıyor, Anıl çok yoruldu’ diyorum ısrarla.
Şeref doktorumuzu
arayalım ben aramayalım derken telefona sarılıyor. ‘Hastaneye gelin
de bir muayene edeyim, her ihtimale karşı bavulunuzda yanınızda
olsun’ oluyor cevap.
‘YAAAAA bu saatte ne
muayenesi, ne sancım var ne de bir bardak dolusu su, yatalım sıcacık
yatağımızda’.
‘Oldu o zaman’ diyor
Şeref ‘sen yat, ben gideyim hastaneye’…
‘Peki gidelim, ama adamı
bu saatte yatağından kaldırdığına yazık, ortalığı boş yere velveleye
veriyorsun’
Biniyoruz arabamıza,
sakin sakin hastaneye doğru ilerliyoruz, Cd de The Police çalıyor,
‘Every breath you take’ bende eşlik ediyorum
‘Every breath you take,
every move you make
Every bond you break,
every step you take
I’ll be watching you
Every single day, every
word you say
Every game you play,
every night you stay
I’ll be watching you’
Doktorumuz gelmemiş daha,
ebe hanımı aramış ama, bizi bekliyorlar. ‘Bir muayene edeyim sizi’
diyor ebe hanım. Aaaaaa bizim doğumumuz başlamış, rahim ağzı
açılmış, suyum da gelmiş. ‘ ne zaman?’ diyorum ben, hiç sancım yok
ki, ne bu, 1 Nisan şakası mı?...
‘ Odanıza yerleşin’ diyor
o sırada yanımıza gelen doktorumuz . Yaaaa biz bavulumuzu arabada
bıraktık , eve dönmeyi planlıyorduk da!!! diye geçiriyorum içimden
ama bakıyorum herkes ciddi. Anneme haber verelim, telefonum nerede?
‘ Annecim bizim doğumumuz başlamış, hastanedeyiz, sakin sakin gel
olur mu?’
Aksi bir durum olmadığı
sürece epiduralle normal doğum olacak diye konuşmuştuk tüm
kontrollerimizde ve her şey normal doğum için uygun bu gece.
Epidurale aldıklarında beni, belime iki iğne yaptılar hiç
hissetmediğim. Odamıza geri döndüğümde hemen etkisini gösterdi
epidural, belimden aşağısını hissetmiyorum artık, başımda ebe hanım,
elleri, monitöre bağlı olan karnımın üzerinde, sancılarımı takip
ediyor. ‘Bak, işte şimdi kasıldı diyor’
Saat sabahın 6:15 i olmuş
bu arada, Şeref koltuğun üzerinde ben yatakta uyukluyoruz (sağolasın
epidural), ebe hanım hala takipte…
‘Hadi doğumhaneye
alıyoruz seni’ diyorlar ‘her şey hazır’.
Annem ‘Bu kadar rahat
doğurmasına izin vermeyin, hemen ikinciyi de yaparlar bunlar’
diyerek gülüyor doktorumuza.
Şeref’in benimle
doğumhanede olmasını çok istiyorum, ama O kabul etmiyor bir türlü,
‘seni acılar içinde görmeye dayanamam’ diyor. ‘Kulaklarını pamukla
tıkasan da elimi tutsan bari. Seni yanımda hissedince rahatlarım
belki...’ ‘ Seni seviyorum, her şey yolunda gidecek merak etme, ben
kapının önündeyim’ diyerek öpüyor beni, sonra da annemi öpüyorum.
Doktorum nasıl ıkınmam
gerektiğini söylüyor, ebe hanımın elleri hala karnımda, sancılarımı
takip ediyor, zaten doğumhanede ikisinden başkası yok. Kasılmamı
hissedince ebe hanım, ‘Tamam şimdi ıkın’ diyor doktorum bana….
‘Oldu mu? Bebeğimin
kafası gözüküyor mu?’ diye soruyorum. Evet, kapkara saçları varmış.
‘Ama nasıl olur, bizim sülaledeki bebeklerin hepsi kabak doğmuş’
diyorum doktorumuza - nedense babasına benzeyeceğini hiç
düşünmeyerek- ‘Şaka yapıyorsunuz değil mi? Daha gözükmüyor bebeğimin
başı’.
Bu arada doktorum ‘harika
gidiyorsun, çok güçlüsün, harika bir iş çıkartıyorsun’ diye beni
yüreklendiriyor.
İkinci ıkınma, aaaaaaa
geliyorrrrrrrr, bebeğimiz geliyoooorrrrrrr, doktorun ellerinde işte…
Ama ağlamıyor!. Bebeğim ağlamıyor! Yoksa bir şey mi oldu? Kötü giden
bir şeyler var, biliyordum zaten, her şey bu kadar yolunda
gidemezdi, diye düşünüyorum. Doktorum bir şeyler söylüyor ama
duymuyorum söylediklerini, tek duymak istediğim bebeğimin ağlaması.
Veeeee dünyanın en güzel sesini duyuyorum o an, kıpkırmızı suratlı,
şiş gözlü, ama dünyanın en güzel bebeğinin güzel sesi…. Annem,
annecim ben seni çok bekledim…. Aramıza hoş geldin!
Emzirmek için kucağıma
verdiklerinde meleğimi, artık göz yaşlarımı tutamıyorum. Hayatımda
ilk defa mutluluktan ağlıyorum. Allah’ım ne güzel bir bebek bu
böyle. Sabahın 6:23’ün de 3,430 gram ve 51 cm doğan Badem Gözlüm O
benim.
Ama nasıl emzirecektim? O
kadar da kitap okumuştum aslında. Güzel anneciğim yardımıma koşuyor
her zamanki gibi, yan yatırıyor Anıl’ı, göğsümün ucunu ağzına
veriyor. Oldu işte emiyor, göz yaşlarım sel oluyor…
O an anlıyorum ki insan
ne kadar anne olmaya hazırım dese de hazır olunmuyor, bebek
öğretiyor insana anne olmayı. Onu her gün, bir öncekinden daha fazla
canınıza, hayatınıza ekledikçe, bu kadar küçücük bir şeyin
hayatınızı bu kadar çok etkilemesine izin verdikçe, bencilliğinizden
arınıp kendi önceliklerinizi bir bir arkalara yerleştirdikçe ve en
önemlisi de ANNE OLMAYI SEVDİKÇE anne olmaya başlıyorsunuz ancak…
Annecim, beni doğurup bu
günlere getirdiğin için, hiçbir yardımını benden esirgemediğin için,
Canım aşkım, her zaman
benim yanımda olup bana destek olduğun, eşim olduğun, ve oğlumuza
örnek bir baba olacağın için
Doktorumuz Serhat
Tatlıkazan’a, ebe hanıma ve tüm Vatan Hastanesi personeline bana
böyle rahat bir doğum yaptırdıkları için TEŞEKKÜR EDERİM.
Anıl’a acilen bir kardeş yapıp Onun da doğum hikayesini
yazmak için can atan Badem Gözlüm’ün annesi Gülçin DOĞAN JJJ
Bursalı Anneler sitesinde
doğum hikayenizin yayınlanmasını istiyorsanız, bir
adet fotoğrafla birlikte, doğum hikayenizi
info@bursalianneler.com
adresine yollayabilirsiniz.
|