|
|
       |
|
CAN'IMIN
HİKAYESİ ...

İşten ayrılıp
bebek sahibi olmanın vakti gelmişti artık, 28 yaşındaydım, ilk
bebeğimi 30 olmadan kucağıma almalıyım derdim hep, babacığımın
rahatsızlığını öğrenmiştik ve artık zamanının geldiğini
düşünüyorduk. Ancak, içimde bir korku vardı , ya bebeğim olmazsa, ya
hamile kalamazsam diye. Dualarım kabul oldu, oldukça stresli olan
işimden ayrıldım, bu arada bebek fikrine tamamen hazırlanmıştık.
2003 haziran ayının başında annemleri ziyarete İstanbul’a gitmiştim,
reglim 3 gün gecikmişti, oysa saat gibi dakikti, İstanbul’dan
Bursa’ya dönerken, deniz çok dalgalıydı, deniz otobüsü suya batıp
batıp çıkıyordu, herkesin içi dışına çıkınca da poşet dağıttılar.
Midem bulansa da kolay kolay kusamayan ben, tuvaletten çıkamamıştım.
Bu gizli bir işaretmiş meğerse.
Ertesi gün çok
yakın arkadaşlarımızın evlilik yıldönümlerini kutlamak için
yemekteydik, ben Ayse’nin kulağına eğilip, reglimin geciktiğini,
bunun normal olmadığını, bildiği iyi bir kadın doğum uzmanı olup
olmadığını sorduğumda, bana 2 gün sonra kendisinin randevusu
olduğunu , istersem birlikte gidebileceğimizi söyledi. Sevgili
doktorum Nihat Kurtuluş’la böylece tanışmış olduk. Hemen ultrasonda baktı ve, gebelik kesesine çok benziyor ama kesin emin olmamız
için henüz çok erken dediğinde, ben %100 emindim, minik meleğimin
içimde olduğundan. 1 hafta sonra gel bakalım dediğinde günlerden
perşembeydi, ama benim pazartesi günü beklemeye tahammülüm kalmadı
ve kan tahlili yaptırdım, sonucu Ayşe ile almaya gittiğimde , elime
bir kağıt tutuşturdular ama sadece hormon değerleri yazıyordu, bir
şey anlamadığım için laboratuar görevlisine sordum, sonuç olumlu mu
diye, ‘’ hamilelik istiyorsanız olumlu ‘’ dedi, suratıma bile
bakmadan duygusuzca. Oysa benim için en önemli, en özel haberi
veriyordu. Dışarı çıktığımda beni arabada bekleyen Ayşe suratımdan
anlamıştı sonucu. Sanki bulutların üzerinde yürüyordum. Hemen eşime
bebeğimizin ağzından bir mesaj çektim.
Harika,
sorunsuz bir hamilelik süreci başlamıştı benim için, oysa zavallı
anneciğim hep anlatırdı hamileliklerinde neler çektiğini, 9 ayı ne
zor tamamladığını, ben de hep korkardım, anneme çekersem diye.
Benim canım meleğim beni hiç üzmedi, ne bir kere midem bulandı, ne
de aşerdim. Büyük bir heyecan ve telaş içinde, her ay düzenli
kontrollerimize gittik, kameramız hep yanımızdaydı, doktorumuz sizin
kadar heyecanla bekleyen ve özenle hazırlanan bir çift görmedim
diyordu. Aşama aşama meleğimin içimde büyümesini kaydettik.
Derken doğum
tarihinin kararlaştırılmasına gelmişti sıra, ben 39 hafta 4 günümün
dolduğu tarih olan 14 Şubat Sevgililer Günü’nde doğmasını
istiyordum, eeee nede olsa o bizim aşk böcügümüzdü. Normal doğum
olmasını çok istiyordum başından beri ama meleğimin boyu ve kilosu
hep 2 hafta ileri gittiğinden mecburen epidural sezeryana karar
vermiştik. Doktorum son haftalarda, bana o kadar beklemesek mi
diyordu, hatta en son 12 Şubat salı günü, NST‘e bağlanmadan önce
perşembe günü 13 Şubat’ta olsun doğum diye diretti, NST’den
çıktıktan sonra benim ağlamaklı gözlerimi görünce dayanamayıp, tamam
cuma 14 Şubat sabahı 6.45’te hastanede buluşalım, dediğinde çok
sevinmiştim. Zaten meleğimde beni hiç üzmüyordu ki, acele etmemize
gerek yoktu, son günlerimizin keyfini çıkarmalıydık.
Son gün
İstanbul’dan babam ve erkek kardeşimde gelmişti, anneciğim zaten son
10 günümde hep yanımdaydı. Son gece heyecanlanmadım ama her geçen
saniyenin büyük buluşmaya bizi yakınlaştırdığını düşünürken, bir
yandan da için için üzülüyordum, sadece benim hissedebildiğim ve
aramızda müthiş bir uyum olan , tutku ile bağlandığım minik
erkeğimi, bundan sonra herkesle paylaşmak zorunda kalacaktım. Oysa
biz böyle de çok mutluyduk. Herkes uyuduktan sonra, meleğimin
ağzından, babasına, anneanne, dede ve dayısına birer mektup yazdık.
Bütün gece elim karnımdaydı, zaten tekmelenmekten bu kadar keyif
alacağım başka bir süreç daha olabilir mi hayatımda bilemiyorum.
Sabah saatin sesiyle 6.15’da uyandığımda ben hariç herkes panik
halinde, heyecanla evin içinde koşturuyordu.
14 Şubat 2003,
saat 6.45, Özel Bursa Hastanesinin önündeyiz, tanınmaz hale gelmiş,
yüzü gözü ve bilumum her yeri şiş olan beni, apar topar hazırlık
odasına aldılar, hemen NST’e bağlandım, son kez karnımdayken
meleğimin kalp atışlarını dinledim, tansiyonuma bakıldı, damar yolum
açıldı ve hazırlıklara başlandı, genç güler yüzlü biri odaya geldi,
meğer benim epiduralimi uygulayacak olan, Uzman Dr. Olcay Erbil’miş.
Kataterin takılması sırasında bana her bir aşamayı anlattığı için
çok rahattım, hala şaşılacak kadar iyi ve heyecansız hissediyordum
kendimi, ama maalesef katater 2.’de tam yerine oturdu. Sonra beni
sedyeye alıp, ameliyathaneye doğru götürmeye başladılar, ben ‘’ yaa
durun daha kimseyi göremedim vedalaşamadım bile, ne aceleniz var’’
dediysem de, ‘’onları çok gördün asıl içerdekini merak etmiyor
musun’’ dediler. Sedyede, endişeli gözlerle bana bakan eşime,
duaları ile beni uğurlayan anneciğime ve kardeşime bakınca göz
yaşlarımı tutamadım.
Ameliyat
masasına aldıklarında doktorum yanıma geldi, onu görmek beni çok
rahatlattı, bu arada Anestezi Uzmanı Olcay Erbil’in tüm doğum
sırasında benimle manevi olarak da ilgilenmesini asla unutamam, tam
sonda takılacakken heyecandan bacaklarım titremeye başlamıştı, hemen
kataterden ilacı verip beni uyuşturdular ve birde sakinleştirici
iğne yapıldı, sayesinde hiç bir şey hissetmemiştim. Sakinleştirici
sayesinde, çakır keyif gibi olmuştum, ooohhh ne keyifli şeymiş doğum
yapmak diye düşünüyordum. Bu arada doktorum Nihat Kurtuluş ve doktor
Olcay Erbil, Fenerbahçe - Beşiktaş tartışması yapıp espriler
yapıyorlardı, bende onlara gülüyordum ki, ‘’ gel bakıyım sen neler
yapmışşın böyle yaramaz’’ diyen Nihat Bey’in sesini duydum sonra da
doktorumun elinde baş aşağı durup, ağlayan meleğimi gördüm. ‘’ Bak
annesi oğluna ‘’ diyordu.(Meğer meleğim kordonunu 3 kere boynuna bir
kere de koltuk altından dolamış. O yüzden doktorum doğumun erken
olmasını istemiş hep, ben panik olmayayım diye de söylememiş.) Zaten
sarhoş gibi olmuştum, zar zor kendimi toparlayabildim, '' nasıl yani
doğuma başlamış mıydınız'' diye sorduğumda ameliyathanede ki herkes
kahkaha atmıştı, bebeğimin iyi olup olmadığını en az 5 kere
sorduktan sonra, yanıma getirdiler, yeşil bir örtüye sarmışlardı,
ağlamıyordu, gözlerini gözlerimin içine dikti, bakıştık bir süre,
ben ikimizin yerine de ağlıyordum. Annesinden çok daha kuvvetli ve
sağlam durabiliyordu hayatında ki ilk dakilarda.
O an, gördüğüm
en güzel gözlerin hep iyiyi, güzeli ve istediği her şeyi görmesini
diledim. Yumuşacık yanaklarını okşadım. Benim olduğuna bu gün bile
inanamadığım kadar muhteşem, özel bir bebek olduğunu o saniye
anlamıştım. Dünyada daha önce yasamış olduğum tüm mutlulukların ne
kadar yavan olduğunu hissettim. Bundan büyük bir mutluluk olabilir
miydi?
Bebeğimi
giyinmesi için dışarı çıkardılar, babası, dayısı, anneannesi ile
tanışmış. Bana Olcay Bey ‘’ oğlunu tekrar ister misin yanına’’ diye
sorduğunda, ‘’bu da sorulur mu , getirin lütfen ‘’ diye bozuk
atmıştımJ
Meleğim onun için özenle seçtiğim, yıkayıp ütülediğim, aylarca öpüp
kokladığım, üzerinde nasıl duracağını hayal ettiğim cicilerini
giymiş, tekrar yanıma gelmişti, yanıma yatırdılar, göz yaşlarımı
tutamadan onun güzelliğini seyretmeye başladım.
Ameliyathaneden
çıkardıklarında, canım kocam, annem ve kardeşim beni bekliyorlardı
hemen kapının önünde. Beni görünce üçünün de yüzü nasıl da
rahatlamıştı. O an anladım ki içerde olmak, dışarıda sevdiğini
beklemekten çok daha kolaydı.
Ameliyat ekibi
oğluma Popescu adını vermişlerdi ama benim oğlum koyu bir Fenerbahçe
taraftarı.
Meleğim 54 cm
ve 3800 gr olarak yaşamına başladı.
Odada ilk kez
kucağıma aldığımda ona;
‘’ Günlerin
getirdiği mutluluk olsun sana,
Sevdiğin ve
sevildiğin, bir hayatı sür bebeğim
Günün
dünden
güzel olsun’’ diye mırıldanmaya başladım.
O boncuk
gözlerini dikip, beni büyük bir merak ve heyecanla dinlemeye
başlamıştı. Sesimi tanıyordu nede olsa, O’na en güzel ninnileri 9
aydır zaten söylüyordum.
Evren Can
Acarbabacan, çok güzel ve rahat bir bebeklik geçirdi, beni ve
babasını hiç üzmedi, hiçbir zaman zorlamadı. Şimdi çok
güzel bir çocukluk yaşıyor, her yaptığı ile özel bir çocuk olduğunu
bizlere kanıtlıyor.
Aşk böcüğüm ,
Allah’a her gün dualarımda yalvarıyorum, hayatında sana yazılmış tüm
acıları, tüm olumsuzlukları senin yerine ben yaşayayım, nefesim
nefesinden bir saniye fazla olmasın diye. Sen, beni dünyanın en özel insani
yaptın, diliyorum ki hayatın hep sağlık, mutluluk ve güzellikler
içinde uzun yıllar devam etsin.
Bu güzelliklere, ben, baban ve seni
seven tüm ailen şahit olabiliriz umarım. Bana ihtiyacın
olduğu her an yanında olacağım, senin başarı ve mutluluk dolu
yaşamını gururla izleyeceğim meleğim.
''
İyi ki anneyim
, iyi ki senin ANNENİM !!! ''
Evren Can
Acarbabacan’ın annesi Özgür İde Acarbabacan …
Bursalı Anneler sitesinde
doğum hikayenizin yayınlanmasını istiyorsanız, bir
adet fotoğrafla birlikte, doğum hikayenizi
info@bursalianneler.com
adresine yollayabilirsiniz.
|