|
Aysun & Sebutay GÖKSU – Hikmet Eren GÖKSU
DOĞUM HİKAYEMİZ
|
Bebeğimiz |
: Hikmet Eren GÖKSU
|
|
Doğum günü |
: 03.11.2005 (Ramazan
Bayramı 1. gün) |
|
Doğum saati |
: 11:50
|
|
Doğum kilosu |
: 3.300 g
|
|
Doğum boyu |
: 50 cm
|
|
Hastane |
: Kocaeli Tıp Fakültesi
Hastanesi |
|
Doğum şekli |
: Normal |

Web
sitenizdeki doğum hikayelerine baktığımda normal doğum hikayelerinin
yok denecek kadar az sayıda olduğunu gördüm. Bu nedenle yaşamış
olduğum normal doğum macerasını, bebek bekleyen anne adaylarıyla
paylaşmak, onlara korkulacak bir şey olmadığını göstermek istedim.
Normal doğumun anne ve bebek için en iyisi olduğunu düşünüyorum.
Sağlık açısından bir problem olmadığı sürece tüm anne adaylarının
normal doğumu tercih etmesini tavsiye ediyorum. Doğum şeklini
annelerin tercihine bırakan doktorları anlamak mümkün değil.
Amerika, Japonya, ve daha pek çok gelişmiş ülkede anne ve bebek
sağlığını tehdit eden bir durumla karşılaşılmadıkça normal doğum
yaptırılıyorken, ülkemizde bu kadar çok sezeryanle doğum yapılması
gerçekten de çok düşündürücü. Adı üstünde normal doğum, olması
gereken doğum. Kadının yaratılıştan programlandığı doğal bir eylem.
Normal doğumdan korkan arkadaşlar! Karnınızı kestirmeden önce iyice
düşünün. Doğum sonrası hemen kalkıp yürümek mi, yoksa günlerce dikiş
acısı çekmek mi istersiniz? Sezeryanın bebek üstündeki kötü etkileri
de cabası.
Planlı bir hamilelikti bizimkisi
J
Bizim diyorum, çünkü her ne kadar fiziksel olarak bebeği anne taşısa
da tüm heyecanı anne-baba birlikte yaşıyorsunuz. İlkleri yaşamaya
başlıyorsunuz, yeni bir hayata adım atıyorsunuz. İçinizi kıpır kıpır
eden heyecanlarla, sorularla, hayallerle, bazen endişelerle dolu bir
hayat. Fazla beklemek istememiştik, evleneli 1,5 sene olmuştu.
Çocuğumuzla aramızdaki yaş farkını daha fazla açmak istememiştik.
Artık hazırız dedik ve fazla beklemeden beni 27 yaşımda anne, eşimi
29 yaşında baba yapacak bebişimizin ilk işareti geldi
J
Hamile olduğumuzu eşimle birlikte evimizde öğrendik, bir çubuk
parçasının renk değişimini heyecanla izleyerek. Bir bebeğimiz
olmasını çok istiyorduk, ama yine de gözlerimize inanamadık. Tarif
edilemez bir mutluluk, açıklanamaz karmakarışık duygular...
Allah’a çok şükür rahat ve sağlıklı bir hamilelik geçirdim. Sadece
hamileliğin başında bir ay kadar mide bulantılarım oldu. Hayatında
1-2 kez istifra etmiş olan ben, her gün 2 kez istifra etmeyi artık
iyice kanıksamıştım. İşyerinde devamlı kolonya şişesiyle geziyordum.
Toplantılarda, sunum yaparken dahi kolonya şişesi bana eşlik
ediyordu. Ara ara bir “fıss” sesi duyuluyordu ve herkes o “fıss”
sesinin benim kolonya şişemden geldiğini biliyordu
J
Ama hiçbir şey umrumda değildi. Çünkü ben hamileydim! İnsan hamile
olduğunda öyle bir rahatlıyor ki sormayın. Bence bu içgüdüsel bir
şey. Dışardaki stresleri bebişinize yansıtmamak için devamlı
meditasyon yaparmış gibi geziyorsunuz. Herşey iyi, herşey o kadar
güzel ki, Polyanna’nın dedikleri bile solda sıfır kalır. Hep şuna
inandım: “Ben ne kadar rahat, stressiz olursam bebişim de doğduğunda
o kadar huzurlu olur”.
Kocaeli’de devlet hastaneleri dışında tam teşekküllü olan sadece Tıp
Fakültesi Hastanesi’ydi. Özel hastaneler hem tam donanımlı değildi,
hem de sezeryan ağırlıklı doğum yaptırıyorlardı. Bu yüzden Tıp
Fakültesi Hastanesi’nde doğum yapmaya karar verdik. Doktorumuz da
oranın Prof.larındandı. Normal doğuma Prof.lar girmiyordu. Hangi
doktorun nöbetiyse, o giriyordu normal doğuma. Tek isteğim normal
doğum yapabilmekti, bu yüzden kendi doktorum girmese de fakültede
doğum yapmayı tercih ettim.
Doğum ile ilgili maceram hamileliğimin 36. haftasında başladı. 35
haftalık 5 günlükken, sabah kalktığımda bebeğimin hareketlerini
hissetmedim. Önce karnım aç olduğundan diye düşünerek birşeyler
yedim, ama bebişimde hareket olmadı. Banyo yaptım, yine tık yok.
Biraz endişelendim. Hastaneye gitmeye karar verdim. Aklıma kötü
şeyler getirmek istemiyordum. Sadece hastaneye gidip bebeğimin kalp
atışlarını duyup, rahatlamak istiyordum. Hem doğum yapacağım
doğumhaneyi de önceden görürüm diyordum kendi kendime.
Başka herhangi bir şikayetim yoktu. Eşim işteydi, bu yüzden onu
telaşlandırmak istemedim. Arabaya atladım, hastaneye gittim. Tabii
hamileliğinin 36. haftasında araba kullanmanın yanlış olduğunu
belirtmek isterim. Siz sakın yapmayın! Doğum yapmayı planladığım Tıp
Fakültesi’ne gittim. Poliklinikte beni NST’ye bağladılar. Bıdık’ımın
kalp atışlarını duydum, derin bir oh çektim. Kalp atışları normaldi.
Fakat NST sonucuna göre 2 dakikada bir %70 sancım olduğunu
söylediler. Sancı seviyesi yüksek olduğu halde ben hiçbir şey
hissetmiyordum. Doktor ağrı eşiğimin yüksek olabileceğini belirtti.
Yapılan muayenede 2 cm açıklığım olduğunu ve doğumhaneye gitmem
gerektiğini söyledi. O an çok heyecanlandım. Doğumhaneye sevk
edilecek bir durumum olduğuna inanamıyordum. Büyük bir heyecanla
doğumhaneye gittim.
Doğumhanede diğer doktorlar da NST sonucuma baktı, 35 hafta +5
günlük olduğumdan kontrol altına alınması gerektiğini, sancıları
durdurmaya çalışacaklarını, hastaneye yatmam gerektiğini söylediler.
Hastaneye yatmak beni korkutmuştu. Büyük bir heyecan içinde eşimi
aradım. O da hastaneye yatmama çok şaşırdı. Hemen geleceğini
söyledi.
Beni sancı odasına yatırdılar. Hızlı bir şekilde sancı önleyici
serum ve dil altına sık aralıklarla Nidilat ilacı verildi. NST’ye
göre sancılarım %70’lerden %20’lere düşürüldü. Ben hiçbir ağrı
hissetmediğim için ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum. Ultrason
muayenesinde 2-3 cm açıklık olduğu ve 15 mm incelme olduğu söylendi.
Suyum normaldi. Geceyi hastanede kontrol altında geçirmem gerektiği
söylendi. Sancı odasından çıkıp, bölümdeki başka bir odaya geçtim.
Sancı odasına kimseyi almıyorlardı. Normal odaya geçince merakla
beni bekleyen eşime kavuşmuş oldum.
Geceden sabaha kadar yavaş yavaş 1 tane serum verdiler. 2 saatte bir
de NST’de sancılarım kontrol edildi. %30-40 bazen %50 gösteriyordu
nadir de olsa. Serum’un yanına bir de ağrı kesici bağlandı. Nidilat
da dil altından verilmeye devam etti. Hiç uyuyamadığımız o gecenin
en güzel yanı sabaha kadar oğlumuzun kalp atışlarını duymamızdı.
Sabah sancılarım NST’ye gore %10-15 civarına düştü. Yani sancılar
kesilmiş.
Hep sancı kelimesi telaffuz edilip duruyordu ama ben hiçbir şey
hissetmiyordum. Sancı dedikleri şey benim için biraz gerginlik
hissiydi sadece. Sabah hastaları gezen doktor heyeti serumu
kestiklerinde doğum eyleminin başlayacağını söyledi. Bebeğin kilosu
2900 gr olarak tahmin edildiği için erken doğmasında bir sakınca
olmadığı kararına vardılar. Normal doğum istediğim için bebek küçük
olduğundan daha kolay çıkarabileceğim konusunda espri bile yaptılar.
Serum kesildi. Ben de hastanede değil, evde beklemek istediğimi
söyleyince hastaneden taburcu oldum. Nidilatı 6 saatte bir almam
istendi. En azından 37 haftayı tamamlarsam Bıdık’ımın sağlığı
açısından daha iyi olacaktı.
Nidilat ilacını 5 gün düzenli kullandım. Kendimi hazır hissettiğimde
ilaç kullanmayı bıraktım. Doktorum ilacı kesince doğumun
başlayacağını söylediği için merakla beklemeye başladık. Günler
günleri kovaladı. Ama bizim Bıdık’ın oradan çıkası yoktu. 38. hafta
sonunda doktora gittim. Karnımın çok gergin olduğunu 2-3 gün içinde
doğuracağımı söyledi. 3 gün oldu, 4 gün oldu, 5 gün oldu…
Bizimkinden yine tık yok. Beklemek çok zor oluyordu. Özellikle de
doktorumun söylediği gerçekleşmediği için tedirgin olmaya
başlamıştım.
Eşim ve ben 40. haftada (39 hafta + 4 günlükken) muayeneye gittik.
Gergindim, hem sinirsel olarak hem de fiziksel olarak tabii
J
Karnım iyice büyümüştü, basketbol topu yutmuş gibiydim. Ortadan
ikiye bölünecekmiş gibi hissediyordum. “Ne zaman doğuracağım, Bıdık
ne zaman çıkacak? Niye hala yok?” düşünceleri beynimi kemiriyordu.
Muayene olurken kanamam başladı. Doktorun söylediğine göre muayene
ederken nişanım gelmiş? Dediğim gibi 1 aydır doğuracağımı söylediği
için doktora güvenim kalmamıştı, tutumu da sertleşince aramızda
gerginlik oluşmuştu. (Bu yüzden sırf doğum başlasın diye doktorun
müdahale ettiğini düşünmüyor değilim hani). Neyse, nişanım geldiği
için, doktor 2-3 saat sonra sancımın başlayacağını ve hastaneye
gitmem gerektiğini söyledi. O anki heyecanımı tasvir etmem çok zor.
Daha önce hiç hissetmediğim duygularla doluydum. Hem oğlumuz geliyor
diye çok mutluydum, hem de olacaklardan korkuyordum. Çok şükür ki,
eşim yanımdaydı ve telkinleriyle, olaya mizah da katarak beni
rahatlattı. Allah’ın izniyle oğlumuz yakında aramıza katılacaktı.
Evimize gittik.
Ramazan Bayramı arifesiydi. Bayram tatili için eşimin annesi, babası
ve erkek kardeşi bize gelmişlerdi. Durumu anlatınca onlar da
heyecanlandı. Evde beklemeye başladık. Hiçbir şey olmamış gibi
sohbet ediyorduk ama benim aklım hep aynı şeydeydi. “Doğum nasıl
olacak? Normal doğurabilecek miyim?”. Hamile kaldığım andan itibaren
normal doğurmak istiyordum. Kendimi hep normal doğuma hazırlamıştım.
Hep dua ediyordum Allah’a, herşey yolunda gitsin, sezeryanla
doğurmayayım diye. Doktorun dediğine göre 2-3 saat içinde sancım
başlayacaktı, ama başlamadı. Bu yüzden hastaneye hemen gitmedik. 6
saat sonra damla damla da olsa kanamam devam ettiği için, daha önce
tecrübe etmediğim birşey olduğundan tedirgin oldum. Sancım yoktu ama
yine de hastaneye gitmeye karar verdik. Gitmeden once son bir kez
tartının üstüne bindim. Hamilelik öncesine gore 18 kg. fazlaydım
J
Hamilelik öncesi 63 cm olan bel çevrem 107 cm idi
J.
Hastane çantamızı, fotoğraf makinamızı aldık, bilinmeyene doğru yola
çıktık.
J
Hastane yolu bitmek bilmedi. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibiydi.
Hastaneye vardığımızda gece 23:00 civarıydı. Beni sancı odasına
aldılar, tüm kıyafetlerimi çıkarıp, arkadan cırt cırtlı o kötü
kıyafeti giymemi istediler. Altıma da bize aldırdıkları hasta
bezlerinden bağlamamı söylediler. Suyumun gelme ihtimalini düşünerek
etraf batmasın diyeymiş. Hala çok gereksiz ve saçma bir uygulama
olduğunu düşünüyorum. Bütün geceyi o bezin rahatsızlık verici
hışırtısı ile, pişik olmamasını dileyerek geçirdim. Tuvalete gidiş
gelişlerim de tam bir komediydi. Göbeğinin altını göremeyen ben her
tuvalete gidişimde dakikalarca bezi açmak ve bağlamak için uğraş
verdim. Canım sıkıldıkça eşimin yanına kaçtım. Hastane
koridorlarında birlikte yürüdük, zaman geçirdik.
Çok şanslıydım,. bir gece önce tıklım tıklım dolu olan 10 yataklı
sancı odası Ramazan arifesinde boştu. Herkes çocukları bayrama
yetiştirmiş diye güldüm içimden
J
Uzunca bekleyiş başladı. Tek üzüntüm yalnız olmaktı. Sancı odasına
kimseyi almıyorlardı. Bütün gece sancımın gelmesini bekledik. Boş ve
soğuk odaya arasıra gelip NST sonucuma bakan doktorlar, hemşireler
dışında kimse uğramıyordu. Devamlı kendimi rahatlatmaya ve uyumaya
çalışıyordum ama nafile. Heyecandan gözüme uyku girmemişti.
Sabaha doğru ikiz bekleyen bir bayanı sancı odasına getirdiler.
Doğumun son safhalarındaydı. Karnı büyüktü, benim karnım gibi
J
Hastaneye ilk gittiğimde karnımı gören hemşireler ikiz olup
olmadığını sormuştu. Gerçekten de ikiz doğuracak bayanın karnı ile
benim karnım benzer boyuttaydı
J.
Bayanın hiç sesi çıkmıyordu. Sadece hafiften inlemelerini
duyuyordum. Zamanı geldiğinde ameliyathaneye götürdüler. Normal
doğuracaktı ama ikiz olduğu için herhangi bir aksilik ihtimaline
karşı ameliyathanede doğum olacaktı. Bayan için dua ettim. Bir saat
sonra haberi geldi. Bebekler normal doğmuştu. O an, “İkiz bebekler
bile normal doğurulabiliyorsa, ben de doğuracağım Allah’ın izniyle.”
dedim. Aradan fazla geçmedi, ikizler ve anneleri geldi odaya.
Sırayla bebekleri emzirmeye başladı. Ne güzel bir manzaraydı.
Sabahın erken saatlerinde “Doktor Bey, Doktor Bey! Geliyor, yardım
edin!” nidalarıyla sancılı bir hamile kadın sancı odasına geldi.
Ağrısı hat safhada ki devamlı inliyordu. Hemen bayanın muayanesi
yapıldı ve doğuma hazırlandı. “Çabuk olun, geliyor!” nidaları sancı
odasını çınlattı. İkiz doğuran bayanın aksine avazı çıktığı kadar
bağırıyordu. Bayanı doğumhaneye zor yetiştirdiler. Doğumhaneye
gittiklerinden 10-15 dak. sonra o içimi cız eden bebek ağlaması
duyuldu. Tam da doğurmayı beklerken böyle bir bebek ağlamasının sizi
nasıl etkileyebileceğini tahmin edersiniz. O an kendimi tutamadım
başladım ağlamaya. Ne büyük mutluluktu. “Ben de Bıdık’ımın ağlama
sesini duyabilecek miydim?”. Kendimi tutamıyordum, katıla katıla
ağladım. Herşey o kadar çabuk olmuştu ki. “Keşke ben de bu kadar
çabuk doğurabilsem” diye geçirdim içimden. 15-20 dak. sonra
kucağında bebeğiyle o bayan içeri girdi, başladı emzirmeye. Ben de
sancı istiyordum artık, oğlumu kucağıma bir an once almak için
sabırsızlanıyordum.
Sabaha kadar beklemiştik ama doğumu hızlandıracak seviyede sancı
hissetmiyordum. Aslında NST sonuçlarına göre %70 sancım vardı ama
ben ağrı hissetmiyordum. Sadece gerginlik olarak hissediyordum
sancıları. Açıklık 4 cm. olmuştu ancak.
Ramazan Bayramı’nın 1. günüydü. Sabah olunca hemşire ve doktorlarla
bayramlaştık. Doğurmayı beklerken hasta yatağında bayramlaşmak da
güzel bir anı oldu.
Suyum henüz gelmemişti. Doktor doğum sürecini hızlandırmak için
müdahale ile suyumun gelmesini sağlayacaklarını söyledi. Doğumhaneye
gittik ve orada yapılan müdahale sonucunda suyum geldi. Doğum
masasına ilk yatışımdı ve çok heyecanlanmıştım. Daha sonar sancı
odasındaki yatağıma geri döndüm.
Sabah saat 10:00’da benimle ilgilenen doktor geldi ve daha fazla
yorulmamın iyi olmayacağını, suni sancı vermek istediklerini
söyledi. Yapacak birşey yoktu, artık iyice sabırsızlandığımız için
kabul ettik. Epidural isteyip istemediğimi sordular. Ağrı eşiğimin
yüksek olduğuna inanarak istemedim. Doğumu her acısıyla yaşamak
istiyordum. Aynı anneannemin, babaannemin, annemin yaptığı gibi
doğurmak istiyordum.
10:30’da suni sancı serumunu bağladılar. Yavaş yavaş ilaç verilmeye
başlandı. İşte o büyük sınav başlamıştı artık. Anlatılanlar gibi
belimde, ya da bacaklarımda bir ağrı hissetmiyordum. Sadece hafif
hafif tüm vücudum gerilmeye başlamıştı. Sancılar yüksek seviyelere
ulaşana kadar güle oynaya geçti dakikalar. Devamlı sorular
soruyordum. Doğum konusunu çok okumuş, tıbbi terimleri dahi
öğrenmiştim. Herşey okuduğum gibi mi gerçekleşiyor diye devamlı
karşılaştırma yapıyordum. Suni sancıdan mıdır bilinmez, herşey çok
çabuk olmaya başlamıştı. 15-20 dak.da açıklığım 7cm. olmuştu. Hiç de
kitaplarda yazan gibi değildi gidişat. Sancı ilacının dozajını
arttırdılar biraz. 10-15 dak. sonra vücudum iyice gerilmeye başladı.
Diş ağrısı, baş ağrısı gibi değildi, ağrı değildi bu. Göbeğimi
ortadan çatlatacakmış gibi tarif edilemez bir gerginlik. Önceleri
4-5 dak. arayla geliyordu sancılar. Gittikçe arası sıklaşmaya
başlamıştı. Sancı gelse de bağırmıyordum. Ben bağırmayıp sadece
hafif hafif inleyenlerdendim. Yatağın demirlerine tutunmak iyi
geliyordu. Derin derin nefes alıyordum doktor söyledikçe. Sancılarım
sıklaştıkça, uykusuzluğun da etkisiyle iyice yorgun düşmüştüm.
Enerji toplamalıydım. Daha önce okuduğum bir yazı sancılar arasında
uyumayı tavsiye ediyordu. Hala inanması zor benim için ama gerçekten
de aralarda 1-2 dakikalığına uyuduğumu hatırlıyorum. Sancı
bittiğinde hiçbir şey olmuyormuş gibi kendimi rahatlatıyor, bebeğimi
kollarımda hayal ediyor ve uyuyordum. Sadece 1-2 dakikaydı belki ama
inanın bana çok uzunmuş gibi geliyor, rahatlıyordum. Sonra tekrar o
müthiş gerginlik. Yatak demirleri yetmeyince, daha iyi nefes almam
için taktıkları oksijen maskesini ısırmıştım. İnşallah bir gören
olmamıştır
J
Doktor çok iyi dayandığımı, gıkımın bile çıkmadığını söylüyor bana
cesaret veriyordu.
11:30 civarında açıklık 10 cm oldu ve doğumhaneye gitme vaktinin
geldiği söylendi. Büyük bir ıkınma isteği duymaya başlamıştım.
Vücudum artık büyük bir kuvvetle bebeğimi itmek istiyordu. Doktorum
“Daha değil, sakın ıkınma, bekle” diyordu. Allah’ın izniyle oğlumuz
gelişi çok yakındı artık. Doğumhaneye yürüyerek gittim. Oğlumun
sağlıklı bir şekilde çıkması için durmadan dua ediyordum.
Epizyotomi yapılırken hiçbir şey hissetmedim. Sancılar en baş
meseleydi çünkü. Ve doğum masasında ıkınmalar başladı. Sancı
geldiğinde tüm gücümle itiyordum. Bir, iki, ve üüççç! Üçüncü
ıkınmamda bebeğim sağsalim dışarı çıkabilmişti. O an bütün vücudum
rahatlamıştı. Merakla bebeğime bakıyordum. “Ağlamadı, neden daha
ağlamadı” diye nidalarım odayı çınlattı. Bebeğimin ağlamasını
duyunca derin bir “Ohhh!” çektim ve başladım hüngür hüngür ağlamaya.
Bebişimi bana uzattılar. Hayatımda hiç bu kadar güzel bir bebek
görmemiştim. “Her anne için bebeği dünyanın en güzelidir” derler ya,
işte aynen öyle oldu. O bir melekti. Heyecandan elim ayağım titredi,
neresinden tutacağımı bilemedim, incitirim diye korktum. Çok
heyecanlıydım, çok tutamadım o anda yavrumu. Temizlemek için
yanımdaki masaya götürdüler. Benim dikişlerim yapılırken, yavrumu
güzelce temizlediler giydirdiler. Beni de temizleyip, giydirdiler.
Sağolsun iyi bir hemşire vardı, çok yardımcı oldu.
Yürüyerek girdiğim doğumhaneden yine yürüyerek çıktım. Sancı
odasındaki yatağıma döndüm. Yavrumu kucağıma aldım. Ne büyük bir
mutluluktu. Ağzım kulaklarıma varıyordu. Oğlum artık kucağımdaydı.
Oğlum doğumhaneden benden önce çıkmış, babasına görünüp gelmişti
yanıma. Oğlumla birlikte sevdiğimin yanına gitmek için
sabırsızlanıyordum. Suratsız olan diğer hemşire gelip “Hadi
emzirsene çocuğunu” dedi kaba bir ifadeyle. Nasıl yapacağımı
bilemiyordum. “Ne o, emzirmenin nasıl olacağını daha önce okumadın
mı?” dedi doğum anında sorduğum sorulara gönderme yaparak.
Gerçekten de doğum sonrasını okumamıştım. Kitaplarda doğum sonrası
bölümlerde yer alan bebek resimlerini görünce heyecanlanıyordum.
“Dereyi görmeden, paça sıvanmaz” gibi bir söze uyaraktan, büyük bir
cahillikle doğum sonrasını okumaya yüreğim el vermemişti bir türlü.
Ne büyük bir hataydı, malesef doğumdan sonra anladım.
Hemşire gerçekten de kötüydü, emzirmeyi doğru düzgün anlatmadı bile.
Meme uçlarım olduğu halde “Ayy çok yazık meme ucun yok, yazık olacak
bebişe, meme ememeyecek!” dedi. Meme uçlarımın olduğunu, sorun
olmayacağını biliyordum, bu yüzden bu kötü sözleri kale almadım.
Doğumdan yeni çıkmış bir anneye söylenecek en son sözler olmalıydı
bunlar. Ama malesef diğer hastanelere örnek olması gereken Tıp
Fakültesi Hastanesi’nde bile böyle kötü hemşireler var. Gerçekten de
çok yazık. Nasıl bir insaniyet aklım almıyor. Eren’im süt istiyor ve
ağlıyordu. Sütüm daha gelmemişti. Hemşireler elektrikli süt
pompasına bağlayacaklarını söylediler. Canımın içi bebeğim,
Eren’imle bize ayrılan odaya gittik. Eşim büyük bir merakla kapıda
bekliyordu. Bu sefer anne ve baba olmanın mutluluğu ve heyecanıyla
sarıldık birbirimize. Ben yine gözyaşlarımı tutamamıştım. “Başardım,
Allah’a çok şükür normal doğurdum oğlumuzu!” deyip ağlıyordum.
Beni elektrikli süt pompasına bağladılar. Meme ucu hassasiyetine
duyarlı bir pompa değildi. Çok ama çok canım yandı. Az da olsa sütüm
gelmeye başlamıştı. Oğluma yetecek kadar süt çıkarabilmiştik. Kaşık
yardımıyla ilk sağılan sütleri verdik. Yeni doğan bebeklere çok az
da olsa süt yetiyor gerçekten de. Allah’a çok şükür ki hiç mama
takviyesine gerek olmadı.
1 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu olduk. 2 kişi girdiğimiz
hastaneden, 3 kişilik bir aile olarak çıkıyorduk. Bu dünyada insan
daha ne ister ki!
Eve geldik, inanın hiç yatmadım. Normal doğum sonrası hiçbir şey
olmamış gibi hayatınıza devam edebiliyorsunuz. Alttan dikişleriniz
olduğu için sadece ilk birkaç gün oturup kalkarken biraz dikkat
ediyorsunuz, o da acı veren ya da hareketlerinizi kısıtlayan bir şey
değil.
Doğum sonrası zamanlar emzirme açısından zor geçebiliyor.
Hastanedeki elektrikli kötü pompa yüzünden göğüs uçlarım
morardığından günlerce elimi ısırarak emzirmek zorunda kaldım.
İnanın doğum yaparken bile bu kadar çok ve uzun süre acı
çekmemiştim. Tüm annelere doğum öncesi iyi bir pompa edinmelerini ve
emzirme ile ilgili detayları iyice öğrenmeden doğuma gitmemelerini
tavsiye ediyorum.
Emzirebilmek gerçekten de çok önemli. Anne sütü büyük bir mucize.
Bazı anneler göğüslerinin fiziksel şekli bozulacak diye, ya da
sütleri başlarda biraz az geliyor diye hemen pes ediyorlar. Bu çabuk
pes edilecek bir mesele değil. Yavrunuzun tüm hayatını etkileyecek
bir konu, kazanılması gereken önemli bir savaş. Allah’a çok şükür ki
ben bu savaşı kazandım ve 20 ay dolu dolu emzirdim yavrumu. (Aslında
2 yaşına kadar emzirecektim ama bizimki memeye çok düşkündü, yemek
yememeye başladığından 2 yaşına 4 ay kala kesmek zorunda kaldım.)
Zorluklarla karşılaşsanız da, çok canınız acısa da hemen yılmayın.
Bebeğinizi emzirmeyi tüm kalbinizle istediğinizde ve tüm gerekenleri
yaptığınızda, sağlık durumunuzda bir problem olmadığı sürece
başarmamanız için hiç bir neden yok.
Oğlum 10 aylıkken ücretsiz iznim bitiyordu ama işe dönmedim. Oğlumun
hayatında çok büyük önemi olduğuna inandığım 0-3 yaş döneminde, O’nu
annesinden mahrum etmek istemedim. Şu anda oğlum 23 aylık ve ben iyi
ki yapmışım, iyi ki oğluma kendim bakmışım diyorum. Oğlumun
karakteri oluşurken, bu zamanları onunla birlikte geçirebildiğim
için çok mutluyum. Her gün yeni bir şey öğreniyor. İlklerini görmek,
ilklerini söylerken ve yaparken yanında olmak çok güzel.
Hiçbir şey insanın çocuğundan daha değerli değil. Kariyer, daha çok
para, yeni bir ev ..vs. Hiçbiri bir çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli
şeyler değil. 0-3 yas arası bir çocugun ihtiyacı olan en önemli şey
"Annesi". Buna inanıyorum ve herkese de telkin ediyorum. Gelecek
için iyi bir nesil bırakmak istiyorsak önce çocuklarımızı en iyi
şekilde yetiştirmeliyiz. Onları anneanneye, babaanneye, bakıcıya,
yuvaya vermek hem kolaya kaçmak, hem de onların sağlıklı gelişimine
zarar verecek bir karar. Ekonomik durumları iyi olduğu, eşleri
çalıştığı halde, daha çok para kazanmak adına, kariyer için, evleri
olduğu halde bir ev daha alıp onun borçlarını ödemek için çalışarak,
çocuklarını başkalarının ellerinde heba eden anneleri görünce çok
üzülüyorum.
Tabi bunu anne olmadan önce anlayamıyor insan. Anne olmadan önce "Anneannesi
bakar" gibi klasik herkesin uyguladığı yöntemi düşünüyordum. Ama
okudukça, psikologları dinledikçe hic kimsenin annenin yerini
tutamayacağını anladım. Oğlumla geçirdiğim 23 ayda da bundan emin
oldum.
Anne-baba olduktan sonra bizim için büyük anlam kazanan o güzel
sözle yazımı bitirmek istiyorum :
“Allah tüm bebekleri analı babalı büyütsün!”.
Aysun GÖKSU
aysun.goksu@yahoo.com
Diğer doğum
hikayeleri için TIKLAYIN
|