Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

   

 

 

İPEK’İN DOĞUM HİKÂYESİ

 

Aslında kızımızın hikâyesi 3 yıl önce sonbahar mevsiminde “bir bebek sahibi olma zamanı geldi” umuduyla başlıyor.

 

Evlilik borçlarımızı bitirmişiz, arabamızı da almışız, ee 2 yıllık evliyiz ve iyi de gidiyor, artık bir bebek  için hazırız. Bebek umudumuz tam bir yıl sonra oğlumuzu doğum sonrası kaybedişimizle büyük bir acıya dönüşüyor. Hemen 2. bebek umudu başlıyor ardından, ancak uzun bir süre beklememiz gerekiyor bu sefer, çünkü ruh halimiz buna izin vermiyor. Yeni doktorumuzla yaptığımız ilk görüşme kendimizi toparlamamızı sağlıyor. Her gecikme, bir günlük bile süren gecikme hemen “acaba hamile miyim?” heyecanını yaşatıyor, ama aylar geçiyor...

 

Ve...2005 yılına girmeye birkaç gün kala...Beklediğimiz gecikme...Hemen eczacıma gidiyorum, gebelik testi alıyorum, “hadi hayırlısı” temennileri ile.  Negatif... Ertesi günü tekrar, bu sefer 2 tane alıyorum, başka bir eczaneden ayıp olmasın diye, birini gece yapıyoruz, diğerini sabah, ama negatif... Dayanamıyorum, işten işim var deyip Kızılay Tıp Merkezi’ne gidip kandan gebelik testi yaptırıyorum, sonucu öğleden sonra 16.00 gibi alacağım, nasıl beklerim? Kalbim küt küt atıyor, sonucu elime bir zarf içinde veriyorlar, merdivenlerden inerken açıyorum heyecanla, sanıyorum ki pozitif ya da negatif yazacak, ama ne pozitif diyor, ne de negatif, anlamıyorum, değerler sınırda gösteriyor. Laboratuvara gidip soruyorum, sınırda olduğunu doktorumla görüşmem gerektiğini söylüyorlar ve ben soluğu doktorumun muayenehanesinde alıyorum. Doktorum, bunun Beta-HCG kan testi olmadığını, bunun bir şey ifade etmediğini, hafta sonunu da geçirmem gerektiğini hâlâ aynı durum devam ediyorsa hastanede bu testi yapmamızı öneriyor. Allah’ım nasıl dayanırım, sabırsız ben, daha doğrusu biz? Pazar günü de bir test alıyoruz, yapıyoruz ve çok silik de olsa 2. çizgi beliriyor, ama güvenemiyoruz, sevinemiyoruz... Sabah hastanedeyim. Öğleden sonra da sonucu alıp doktoruma gösteriyorum. O güleç yüzüyle, başını sallıyor “evet” diyor. Hemen aşkımı arayıp haberi veriyorum. Uçarak geliyorum işe. Bir hafta sonra doktor kontrolüne gidiyoruz. Doktorumuz bizi bir an donduruyor olduğumuz yerde, “Dış gebelik olabilir, çünkü değerler düşük, belki test yanlış, belki daha çok yeni, ultrasonla bir bakalım” diyor. Ne demek şimdi bu? Kalbim yerinden fırlayacak, korkuyla donmuş vaziyette, yatağa yatıyorum ve işte küçücük kesecik orada, olması gereken yerde, yaşasınnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn. Sonrasında da kesenin içi dolu mu, sonrasında kalbi atıyor mu, ... sonu gelmeyen endişeler, korkular...

 

Ve...Zorlu, sonucun ne olacağını bilmeden, dualarla, çevremizin iyi dilekleriyle geçen 38 hafta...

 

17 Ağustos 2005 Çarşamba akşamı doktorumuzdayız. Daha önceden 26-28 Ağustos gibi tarihleri telaffuz ettiği için Sağlık Bakanının geleceğim deyip bir türlü gelmeyişi ve hastanedeki doktor izin, nöbet çizelgesini alt üst etmesi nedeniyle 22 Ağustos Pazartesi sabahına doğum tarihi verince nedense biz biraz şok oluyoruz. Doktorumuz her türlü önlemi alacaklarını belirtiyor, buna son iki gün bebeğin akciğer gelişimini hızlandırıcı kortizon iğnesi de dahil. O gün tam 38+0 olacağız esasında. Huzursuz bir şekilde ayrılıyoruz, nedense istemiyorum daha doğmasını, biraz daha karnımda kalsın istiyorum, ayrılmak istemiyorum, ya o da oğlumuz gibi yok olup giderse?...Aşkım güzel bir yemek yedirmek istiyor bebişimle bana ama ben sanki dondum kaldım, acabalar başlıyor... Hatta ağlıyorum, ya bir şey olursa ona, ya yanlış bir zamanlamaysa, ya... Eve gelir gelmez internetten araştırıyoruz, 38. hafta normal bir doğum haftası. Ertesi günü ise göz yaşlarıma hakim olamıyorum, göbeğimi okşuyorum sürekli, ya onu da kaybedersem??? Aşkım istatistiklere ulaşıyor, ABD’de doğumların % 50’si bu haftalarda oluyor, ben konunu piri, kızımıza 23. haftada ayrıntılı USG ile sağlıklı raporu veren Prof. Dr. Atıl Yüksel’e mail atıyorum (ama cevabını doğumdan sonra alıyorum, endişelerinizin yersiz olduğunu anlamışınızdır, kızınızla sağlıklı bir yaşam diliyorum şeklinde ve bir kez daha bu değerli doktora minnet duyuyorum). Karar veriyoruz, doktorumuzla tekrar görüşmeye, bizi ikna etmesi için. Akşam doktorumuzun yanındayız, gülüyor, “siz her akşam gelin, beklerim” diye espri yapıyor. Anlatıyorum, o ise bir hekim olarak her türlü riski üstüne aldığını, kimsenin kimseye garanti veremeyeceğini, vs. söyleyip ikna ediyor, istersem göbeğimle 2-3 ay daha kalabileceğimi deJ

 

Bakıyoruz ki sadece 4 günümüz var kavuşmaya. Tam da işlerimizi bitirdik, bu hafta sonu boşuz derken meğer bitmemiş, çünkü biz cumartesi günü hâlâ odası için dekoratif isim yazıyoruz. Pazar günü de son düzeltmeler, temizlik ve refakatçımız canım ablam geliyor, hatta onu alıp önce Tarihi Çınar’a oradan nikâha bile gidiyoruz. Son 3 gece sadece 3-4 saat uyuyabiliyorum, heyecan, korku, umut...

 

22 Ağustos 2005 Pazartesi, BÜYÜK GÜN

 

Sabah 04.35’te uyanıyorum. Zorluyorum biraz daha uyuyayım diye ama nafile. Aşkım da bir süre sonra uyanıyor. Duşumu alıyorum, ablamla Hüseyin balkonda kahvaltı keyfi yapıyorlar, bana yasak! Valizimi ve evraklarımı tekrar tekrar kontrol ediyorum, sürekli oraya buraya gidip geliyorum, hatta son fotoğrafları çektirmeyi de unutmuyorum göbişli. 08.30 gibi evden çıkacakken Sema (dostumuz) arıyor, tatildeydi ama gece yarısı gelmiş, o kadar duygulanıyorum ki evden çıkarken, yolda ise sulanıyorum ve tabii arabada kimseden ses çıkmıyor, herkes gergin. Biliyorum ki o gün, ailelerimiz, arkadaşlarımız, tanıdıklarımız bizim için dua ediyorlar ve onlar da gergin bekleyiş içindeler, herkes saatlerine bakıyor. Hastane çok yakın ama trafik var ve eşim her zaman kurallara uyar, bi kaçamak yapıyor kestirme yol diye ama polis arabayı çekiyor kenara. Doğuma gittiğimizi söylüyoruz ve izin veriyor. Kayıt odasına giriyorum, off ne kadar kalabalık, herkes hamile, kim kime sıra versin ki. Neyse ki görevli bayan yatış yapacak hastalar buraya diye seslenerek imdada yetişiyor. Her zamanki gibi kaç aylık diye soruyor, 38. hafta deyince şaşırıyor, hiç göstermiyorsunuz diyor. Kayıdımızı yaptırıp girişe geliyoruz görevli gecelik ve terlik soruyor, ablamda onlar, Aşkım almaya gidiyor ablamdan, o bekleme koltuklarında bekliyor, görevli bu esnada bana sandalyeyi işaret ediyor oturmam için, hoşuma gidiyor bu hareket beklemiyorum çünkü. Ameliyat için yukarı kata çıkmaya hazırlanırken Aşkımı, ablamı ve Sema’yı öpüyorum, ağlamaklı... Arkamdan doktorumun o rahatlatıcı sesi, “Hadi bırakın seremoniyi”. Beni alıyor bir abi gibi, merdivenleri çıkıyoruz, nasıl olduğumu soruyor ve beni sezeryan doğum için beklenen ve ayrıntılı kayıt yapılan odaya bırakıyor. Hemşirenin sorduğu soruları cevaplıyorum, o kayıt ediyor, nedense mesleğim bir başka hemşirenin tuhafına gidiyor ki, “halkla ilişkiler uzmanı kim? “ diye sorma merakı gösteriyor. Parmak izi de verip geceliğimi giyiyorum ve başlıyorum beklemeye. Doktorumun sekreterinin de orada olması, tanıdık birini görmüş olmak bana iyi geliyor, sohbet ediyoruz ve önce o giriyor ameliyata. Bir süre sonra doktorum benim de hazırlanmamı söylüyor, amniyosentez yapıp geleceğini belirtip gidiyor. Hemşire beni de alıyor, sonda takılıyor ve bir sandalyeye oturtuyor, doğum sancıyla kıvranan kadınların ses ve görüntüleriyle başlıyorum beklemeye, bir yandan sürekli dua ediyorum... Diyorum kadınlık ne zor iş, erkekler burada eşlerini görseler, neler çektiklerini bilseler, eminim bütün kadınlara daha anlayışlı olurlar, onları dövmezler, hakaret etmezler, o kadar çok çocuk yapmazlar... Normal doğum yapmak isterdim, içimde kaldı diye düşünürken zor bir olay olduğunu görüyorum ama, yine de denemeliydim imkânlar uygun olsaydı!

 

Ve... Doktorum görünüyor, hadi gel bakalım diyor, beni içeri alıyor, 3 numaralı diyor karşıdan bakan yeşil önlüklü esmer bir doktora ve o beni alıyor, ameliyat masasına yatırıyor, çeşitli sorulardan sonra, su içtiğimi söylüyorum, yarım bardak. Saatini soruyorlar, hay Allah nasıl böyle bir şey yaparım, sudan bir şey olmaz diye düşünmüştüm, panikliyorum. Doktorum da “ O kadar titizlenirsin, nasıl oldu da içtin” diyor. Arkamdaki bayan doktor, “3 dakika içinde herkes hazır olur mu, uyutuyorum” diyor ve bana o bildiğim ağırlık basıyor, öyle güzel bir uykuya dalıyorum ki...Uykunun sonunu merak ediyorum, mutlu mu bitecek, hüzünlü mü...

 

Daha önce geçirdiğim bir ameliyat ve sezeryan nedeniyle ağrıyla uyanacağımı düşünüyorum ama, ağrı yok. O esmer doktoru görüyorum ”Senin alerjin varmış, her yerin kırmızı oldu, ama neyse biz alerji için iğne yaptık” diyor, öyle panik oluyorum ki... Hemen uyanmak istiyorum, kızımı sormak istiyorum, zorluyorum kendimi, hadi uyanmam lazım diyorum, ama sesim çıkmıyor.

 

“Bebeğim nasıl?” diye herkese soruyorum “ SAĞLIKLI” diyorlar “OHHHHHHHH ÇOK ŞÜKÜR!” diyorum ve rahatlıyorum.

 

Hemşireye alerji olayını soruyorum, şaşırıyor, “yok öyle bir şey” diyor, anlıyorum ki kabusmuş. Doktorumun sekreteri Fatma’yı görüyorum. Doktorum geliyor, “ Merhaba, ben Süleyman” diyor, “Yutturamazsınız “ diyorum. Bebeğimi ona da soruyorum, iyi olduğunu söylüyor gururla. Sonra odamızın hazır olduğu söyleniyor, hap içiyorum, iğne yapıyorlar ve odaya götürüyorlar. Sanırım anestezinin etkisiyle çoğu detayı hatırlayamıyorum. Odaya girince ablamı görüyorum ve başlıyorum ağlamaya, o da ağlıyor mu hatırlamıyorum. Sedyeden yatağa kendim geçiyorum ve şaşırıyorum, ağrı yok, oysa önceki doğumumda ertesi sabah ilk yürüyüş ve sonrası nasıl da acı vericiydi. Hastabakıcılar beni bir yandan teselli ediyorlar, “bak bebeğin sağlıklı, niye ağlıyorsun?” diye. Sonra Aşkımı görüyorum, nasıl duygulanıyorum, nasıl mutlu oluyorum, birlikte ağlıyoruz, arkadaşımız Sema da giriyor ardından. Hemen gidip bebeğimizi servisten alıp getiriyor Aşkım, sarı ördekli battaniyesinin içinde, siyah saçlı, küçücük sevimli şey, aman Allah’ımmmmmmmmmmmmmmm. Bugünlerin hayalini kurmuştum hep... Bugünleri evet görecekmişim...Göremiyorum ki, yüzünü göremiyorum, ağlıyorummmmmmmmmm. Yatağına yatırıyorlar, ablam ağlama diyor, o da iç çekiyor, susmaya çalışıyorum. Sonra o da başlıyor ağlamaya. Babası hemen onunla konuşmaya başlıyor, tanıştığını biliyor gibi, susup babasını dinliyor.  Tam da ziyaret saati, çiçek elinde Hatice, arkadaşım Özlem... Ben habire ağlıyorum, mutluluktan, inanamıyorum bir türlü kavuştuğumuza. Allah’ım ne mutlu bir an, ne unutulmaz bir an,...Aşkım da ziyaret saati bitiminde gitmek zorunda kalıyor, tâ ki ertesi gün ziyaret saatine kadar görüşemiyoruz, isyan ediyor ama, hastane kuralları böyle diyor...Tabii akşama kadar pencereyi görecek şekilde dışarıda bekliyor, kim bilir ne düşüncelerle, eminim tarifsiz mutluluk içinde...

 

Biz ise yalnız kalınca hemen emzirmek istiyoruz kızımı, ama nasıl? Ben kalkamıyorum. Yaşı küçük, sevimli bir hemşireden yardım istiyoruz. İçimde endişe, acaba emecek mi? Ve Duygu hemşirenin yardımıyla küçük kızım emmeyi başarıyor, sanki daha önceden biliyormuş gibi, öyle mutlu oluyorum ki... Sonrasında deliksiz 5 saat uyuyor, tâ ki hemşirenin bebeği uyandırıp emzirin uyarısını yapana dek. Bu arada telefon edip kutlayan ailelerimiz, arkadaşlarımız, tanıdıklarımız, o kadar mutluyum ki, onlarla konuşurken de ağlıyorum. Tabii aklıma takılan bir sürü şey oluyor, ben bebeğimin vücudunu iyice inceleyemedim, bir şeyi var mı acaba, parmakları beşer tane mi, ya ayak parmakları,...vs. gibi endişeler.

 

O ilk geceyi uykusuz geçiriyorum ama büyük bir huzur içinde, tabii ablam da. Kızımsa odadaki diğer bebeğin feryatlarından etkilenip bir ara bağırmasının dışında mışıl mışıl uyuyor. Sabah kolumdaki serum çıkıyor ve bebeğimi daha rahat emzirebiliyorum. İlk yürüyüşe kalkıyorum, oldukça rahat hem de, şaşırıyorum, oysa ilkinde o kadar acımıştı ki, zor yürümüştüm. Gözler sürekli saatte, ziyaret saatini bekliyorum ki Aşkımı göreyim, bebeğimizle bir arada olalım, o da nasıl özlemiştir bizi...O günkü ziyaret saati de sevinç gözyaşlarıyla, hamileliğim boyunca desteğini esirgemeyen Serap ve iş arkadaşlarımdan Nagehan ve Salih’in ziyaretleriyle çabucak geçiveriyor. Aşkım hiç gitmek istemiyor, dayan diyorum, yarın evimizdeyiz. O gece saatleri sayarak o kadar zor geçiyor, o kadar sıkılıyorum ki, sabahı zor ediyorum, koridorlarda sürekli tur atıyorum.

 

11.30’da hastanedeki odamızdan ayrılıyoruz, çıkışta kızımın ve benim bileğimdeki isim yazılı bileklik kapıdaki görevli tarafından kontrol edilip çıkarılıyor ve biz dışarıdayız, 10 dakika sonra da evimizde. Ohh çok şükür Allah’a, bu sefer bebeğimizle evimize dönebildik, mutluluktan uçarak kızımızı özenerek hazırladığımız odasına götürüyoruz hemen, teyzesi temizliyor ve kıyafetlerini değiştiriyor, ardından yatağında ilk uykusuna bırakıyoruz.

 

O da mutlu, biz de...

 

İyi ki doğdun İpek’im, iyi ki doğurdum seni...

 

Allah’a binlerce şükür ki seni verdi bize. Allah isteyen herkese bu mutluluğu tattırsın, acısını ise asla göstermesin. Hasta yavrulara ise şifa versin, anneler ve yavruları acı çekmesin...

 

Hasibe Elhir Pektaş