Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

   

Hayatımızın en önemli boşluğunun TAŞ ı yerine oturdu…

Böyle bir başlık attım çünkü bizim kızımızın adı LAL. O’nun adının anlamı değerli kırmızı bir TAŞ.

Bu serüven 31.05.2008 de canım kocamla attığımız imza ile başladı. Nişanlılığımız boyunca hemen çocuk istediğini söyleyen kocacım benim dört beş ay geçsin demelerime hiç aldırış etmeden olur oluuur diyerek bana da bu fikri aşılamayı başarmıştı.

Birkaç gündür dişim ağrıdığı için o gün eşim işten erken çıktı dişçiye gittik. Girdik diş hekimi baktı antibiyotik kullan dört gün sonra çekelim dedi. Tamam dedik ve çıktık. Otoparka arabaya doğru giderken sol tarafta Altıparmak Tıp Merkezini gördüm, eşime ben test yaptırmak istiyorum dedim. Daha evleneli bir ay olmuştu, birbirimize bakarak güldük ve girdik test yaptırmaya. Gerekli işlemler yapıldıktan sonra beklemeye başladık. İçim içime sığmıyor, dakikalar saatlere dönüşüyordu sanki, Bora’yla birbirimize bakıp sessizce bekliyorduk. Kalp atışlarım neredeyse sessizliği bozacak kadar hızlanmıştı.

Ve o ses Handan Hanım sonucunuz ….

Ağzım kulaklarımda Bora’ma döndüm ve pozitiiif dedim. Kendimizi hemen dışarıya attık ve aslında şaşkındık ne yapacağımızı bilemedik sokağın ortasındaydık ne sevinç çığlıkları atabildik, ne rahatça mutluluk gözyaşlarımızı akıtabildik, nede doyasıya kucaklaşabildik. Kocaman kocaman sarıldık birbirimize, güldük, gözler nemlendi ve oradan ayrıldık.

Canım kocamın o anki mutluluğunu asla unutamam.

Hemen bir doktor araştırmasına girdik öyle böyle derken bir hafta sonunda doktor bulduk ve gittik. Canım kızım sadece 6 haftalık ve kese halindeydi henüz kalp atışı falan yoktu. İki gün sonra kalp atışlarını kısmetse duyabileceğimizi söyledi doktorum. Tabiî ki o iki günü zar zor geçirip yine doktordaydık; iki gün önceki o boş kesecik benim hayatımın anlamıyla, meleğimle, biricik bebeğimle noktacık halinde doluvermişti. Hele ki birde o sesi bir duydum Allah’ım sadece küçücük bir noktadan böyle güçlü bir kalp atışı sesi nasıl çıkıyordu inanılacak gibi değildi. O anda bebeğimi yüreğimin taaa derinlerine, onu koruyup kollayacağım, her zarardan sakınacağım, sevgimle yudum yudum büyüteceğim, besleyeceğim yerine yerleştiriverdim.

Son aylara geldiğimizde güzeller güzeli kızımın kafası tam göğsümün altındaydı ve doktor bebeğimin rahatının çok yerinde olduğunu hiç de yer değiştirecek gibi durmadığını söyledi. Halbuki epidural normal doğum istiyordum, çok üzüldüm, çok ağladım sezeryana  karşıydım ve büyük konuşmuştum normal doğum yapıcam diye. Artık vakit gelmeye başlamıştı. 38. haftanın içine girmiştim son kontroller yapılıyor ve hala benim canım kızım yerli yerinde duruyordu o yüzden bende çok zor nefes alıyordum. Sezaryan olacaksam da sancımın gelmesini beklemek, o anıda yaşamak istiyordum, kasılmaları hissetmek istiyordum. Ama ne yazık ki artık bekleyemeyeceğimizi sıvımın azalmaya başladığını söyledi doktorum.

17 şubata randevulaştık. Doktorum bu iki günde bol bol gez tadını çıkar dedi. Tabi bende memnuniyetle dinleyip gezdim hatta doğumdan önceki gece sinemaya gittik eşimle. Gece 24.00 den sonra bir şey yeme demişti doktorum. Biz sinemadan çıktık, doğru kokoreç yemeğe, saat neredeyse 24.00 olmak üzereydi. Ben hala eşime, hadi saat dolmadan gidelim evde tatlı var ondanda yemek istiyorum diyorum. Sanki doğumdan sonra hiç yiyemeyeceğim.

Büyük gün gelmişti. Kızımla her zamanki gibi konuşup ona da olan biteni anlatıyordum, az kaldı kavuşacağız bitanem diyordum. Sabah 7 ye doğru kalktım, duşumu aldım. 7.30 gibi eşim, annem ve ben Jimer’in kapısındaydık. Kayınvalidemler bizden önce gitmişlerdi bile. İşlemlerimiz yapıldıktan sonra odamıza çıktık, beni NTS ye bağladılar, kızımın kalp atışlarını son kez bir makine aracılığıyla dinliyordum. Her şey yolundaydı beni giydirdiler, bekliyordum.Ufak ufak işin ciddiyetine varıyordum hafif korku, biraz heyecan, sonucu düşününce sabırsızlık….karışmıştı bütün duygular. Beni sedyeye yatırdılar ve ameliyathanenin kapısına geldik. Eşim 9 ay boyunca konuştuğumuz gibi kolunda kamerası elinde fotoğraf makinesi ben girmesem olmaz mı demez mi? Bende yelkenler indi, sakın beni bırakma aşkım diye başladım ağlamaya. Tabi hemen vazgeçti bu fikrinden ben girdim, oda diğer tarafta hazırlanmaya geçti. Buz gibi bir yere girdim sanki başladım titremeye. Epidural için doktor geldi güzel güzel her şeyi anlattı, kucağıma verilen yastığa iyice kapanmamı sırtımın iyice dışarı çıkmasını istedi. Ama ben nasıl titriyorum ellerimle bacaklarımı falan tutmaya çalışıyordum. Beni sakinleştirmeye çalışıyorlar, bir yandan eşim niye hala gelmedi diyordum. Giyiniyor az sonra gelecek diyorlardı ama nafile ya gelmezse diye mızıklayıp duruyordum. En sonunda doktorumla birlikte ooh muhabbet ede ede girdiler içeriye. Epidural hazır sadece çok küçücük bir sızı hissediyordum asıl endişem aman yerinden kaymasındı. Beni yatırdıktan sonra anestezi doktorum yine konuşa konuşa ilacını verdi ve yavaş yavaş bacaklarım hissini kaybetti. Eşim ne yapacağını bilemiyordu doğum başlamış benim dünyadan haberim yoktu, yanıma mı, gelse doğumu mu çekse şaşırmış durumda dolaşıyordu. Elimi hiç bırakmayan anestezi doktorum bir şey hissediyor musun diye sorduğu anda karnımdan birşeyi çekip çıkarttıklarını hissettim, evet dedim ne oluyor. Meğer benim canım kızımın kafası göğsümün altında olduğu için uzanıp ordan kafasını tutmuş çıkarmış doktor, o basıncı hissetmişim. Eveeeettt seni kakalıııı dediğini duydum doktorun. Canım kızım, bitanecik yavrum dünyaya gözlerini açtı. Beklediğim o viyak viyak ağlama sesini duyamamıştım. Azıcık sesiyle ağlıyordu, kakasını bile yapmıştı karnımda.

O anda ne soracağımı ne diyeceğimi şaşırmış durumdaydım sadece nasıl, kızım nasıl, güzel mi diyordum. Bu güzel mi sağlıklı mı, eli ayağı yerinde mi… sorularını içeriyordu ama bi türlü ağzımdan çıkmıyordu sadece güzel mi güzel mi diyebilmiştim. Bora hala kızımı temizlerken de çektiği için yanıma gelemiyordu. Nihayet kızımı yeşil örtüye sarmalayıp o mis gibi kokusuyla başımın yanına iliştiriverdiler. Artık yaşlar sel olmuştu. Eşim, kızım aile olduğumuz anın ilk karesiydi bu.

Dünyalar güzeli, pembe beyaz, bıcır bıcır bakan, az ve sarı saçlı mavi gözlü(şimdi ela olduJ), hayatımızın gerçek anlamı dünyaya gelmişti. Allah’ıma binlerce kere şükürler olsun diyerek uğurladım bebeğimi, benimde bu arada dikişlerim atıldı.

Odaya geçtiğimde Lal hala yoktu, hadi artık getirsinler diye sabırsızlanıyordum. Biraz üşüdüğünü ısınması için bir alette tuttuklarını söylediler. Sonradan doğrusunu öğrendim ki oksijen vermişler benim bir damlacık meleğime.

Biraz sonra kızım pembeler içinde, aylarca onun yerine okşadığım kıyafetlerini giymiş vaziyette geldi. Allah’ım bu nasıl bir duyguydu, bu kadar narin, bu kadar masum,bu kadar güzel bir varlık olabilir miydi? 3,250 kg. ve 47 cm.di Gayet sağlıklı, bıcır bıcır bakınıyordu.  Canım kızımı kucağıma verdikleri anı hayatım boyunca unutamam.

Bora’nın da gözleri ışıl ışıldı mutluluktan. Canım kocam benim, beni çok mutlu ettiğin için, doğumumda bile senin için zor olmasına rağmen yanımda olduğun için, her an beni sevginle sarmaladığın için ve bana bitanecik kızımı verdiğin için sana minnettarım. Kızımı ve seni yeryüzündeki her şeyden çok seviyorum.

 

Handan Aktaş

Bursalı Anneler sitesinde doğum hikayenizin yayınlanmasını istiyorsanız, bir adet fotoğrafla birlikte, doğum hikayenizi info@bursalianneler.com  adresine yollayabilirsiniz.