Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

‘İÇİM DIŞIM bir benim…

 

‘Hayat hepimize küçük parçalar halinde gelir, ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez’

(Lao Tzu’ nun öyküsünden bir cümle, Taoizm’in kurucusu kabul edilen, Çin filozofu.)

Hayat… Herkes için aynı aslında, bir şekilde devam ediyor... Size kalan onu yaşamak ve yaşantınızı çevrenizdekilere yansıtma biçiminizi seçmek… Aşkı, sevgiyi, saygıyı, dostluğu, arkadaşlığı, duygudaşlığı hissedebilmek… Emeğinin, sevginin, paylaşımının karşılığını beklemeden vermek, hep vermek… Ya da verdiğin kadarını, en azından birazını almak?

Ve karar vermek…

Yalanlar üstüne bir yaşamı mı? Hani şu ‘mış gibi’ olanlardan… Eskilerin deyimiyle ‘kan kusup, kızılcık şerbeti içtim’ demek mi mesela?

Arada delleniyorum, hüzün bulutları kaplıyor içimi… Çünkü biliyorum kendimi, mutlulukla olduğu kadar acıyla da besliyorum ben bu bünyeyi... Acımı yaşarken, tipik bir yengeç  olarak sulu gözlü ve müslümcüler misali jilet atacak kadar da arabesk hissediyorum kendimi…  Feryat figan çınlıyor o zaman ortalık… Eş dost fark etmiyor… Eğer varsa işin içinde bir vefasızlık… Bana mısın demiyor…

Ya da;  

‘Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol’ diyen Mevlana’yı rehber edinip özü sözü bir olmaya çalışmak mı?

Tükürdüğümü yalamadım hiç mesela,  bunu gerektirecek davranışlarda da bulunmadım çok şükür, bozmadım kendimi, edebimi…

Beklemek… Zamandan yardım almak, zamana bırakmak?

Durmayan, arkasına bakmadan giden bir tek zaman, onunla da yarışılmıyor... Günler günleri takip ediyor... Bazen üzgün, bazen bezgin, bazen mutluyum... Ama her şeye rağmen hayattan hep umutluyum...

İyimserliği elden bırakmamak…

Dağa taşa, uçan kuşa, aşkıma, çocuklarıma, dosta, düşmana ve hayata karşı optimist yaklaşımım devam ediyor…

En güzeli... Merhamet etmek…

Arada, artık sadece merhamet duyguları beslediğim ve bu duygularla kendimi iyi hissettiğim için, üslupsuz sözleri de tebessümle karşılıyorum... Bu konuda kendimi gün be gün geliştiriyorum ve çok daha iyi hissediyorumJ

Daha güzeli… Hayatı acısıyla tatlısıyla yaşamak ve tüm yaşanılanlar için yinede şükretmek… Ders çıkarmak, empati yapmak? Acıyı yaşamak?

Ben acımı yaşadım… Ne inkar ettim ne sakladım, olması gerektiği kadar acıttım canımı, ne az nede çok… Neyse ki, artık geçti gitti… Psikanalist Arno Gruen’in Acıyı yaşamak örneğindeki hale düşmedim çok şükür…

Arno Gruen’e göre insanlar kendi acılarını yaşayamadıklarında bu acıyı başkalarında yaşama ihtiyacı duyarlar. Bunu yapabilmek için başkalarını aşağılar, onlara zarar verir ve bu zayıflıklarını inkar ederler…

Yok yok, aslında en güzeli… Ve de tüm bunları yapmak için tek formül… Sevdiklerinize ve Allaha sarılmak,sığınmak…

Eşim… Şu hayatta ki en büyük şansım… Can yoldaşım, sırdaşım, çokça sevip, azca kızdığım… 9 yıldır ilenmeden, dilenmeden, sevildiğim, sevdiğim, saydığım, aşkım…

Çocuklarım...  canımın parçaları, yaşam amaçlarım, aldığım her nefeste aklımdan çıkmayan yavrularım... Onların saflığında, kurdukları cümlelerde, neşelerinde, gülen gözlerinde unutuyorum her şeyi... Ne varsa kendime dert ettiğim veya gereksiz yere dert edindiğim... Yok oluveriyor birden… O zaman kızıyorum işte kendime… Bir anlık hüzün bile geçse gözlerimden, sevdiklerime bunu yaşatmaya hakkım yok diye.

Allahım… En yalnız olduğumda bile onu hissederim, duanın gücüne inanırım… Sevdiklerim için hayırlı dualar ederim, bedduadan uzak dururum… Ve bunun iç huzurunu doyasıya yaşarım:)

Şimdi…

Eşimle; Aşkla parlıyor gözlerim… Çocuklarımla; İçimdeki çocuğa dönüyorum yine…  

Ve gülüyor yüzüm…

Çünkü…

İçim dışım bir benim.

 

İyi haftalar dilerim

 

Banu DURGUNLU

01.02.2009

 

banu@bursalianneler.com