|

O YÜZDEN… BELKİ...
Kızım…
Uykuyu seven
bir bebek oldu hep, ikiz eşi, erkek kardeşinin aksine uykusu geldi
mi dinlemez hiç kimseyi, alır eline ayıcığını, battaniyesini gider
yatar odasında veya salonda ya da canı o akşam nerede uyumak
istiyorsa… Uyurdu uyumasına ama karyolasının başına yatar, sabah
sonundan kalkardı…
Büyüdü kendi
yatağında yatmaya başladı… Kendi yatağında başlayan uykusunu, ya
anne babanın yatağında ya da evin muhtelif odalarında tamamlardı…
‘Ohoo kolay mı
öyle uyku düzeni oturtturmak? Hele ki iki çocuğu aynı anda, aynı
düzende uyutmak?’
derdik hep… Kızımız yanımıza gelirdi yatmaya,(gözü kör olsun şu
bağımlılık duygusunun) biz içten içe hem sevinirdik anne baba
kokusuna geliyor diye, hem de düşünür ve endişelenirdik acaba
sevgimizi eşit paylaştırabiliyor muyuz diye?
O yüzden fark
etmedik belki? Bilemiyoruz şimdi?
Kızım… Can
kızım, canan kızım… Erkek kardeşinin tam tersi, bebekliğinden beri,
cesur bir yürektir o… Korkusuz, çılgın, atak, bazen inatçı küçük bir
cadı… Ama sevecen, cana yakın, naif, kırılgan…
Babasıyla hep
şu cümleyi kurarken bulduk bunca sene kendimizi ‘Ters olmuş
bunlarJ ?’
O yüzden fark
etmedik belki? Bilemiyoruz şimdi?
Hani zaten
çılgın koymuşuz adını, karakteri hırçın demişiz…
Hatta annesi
içinden öyle olsun tabii ya, ezdirmesin kendini kimseye, varsın
çılgın desinler diye geçirirmiş…
Baba da aynı
şeyi düşünürmüş meğer, erkek gibi büyüsün benim kızım, zaman kötü,
gözü açık olsun, biraz daha büyüsün aikido’ya da gönderirim ben onu
diye heves edermiş…
Oysa, hayaller
farklı, gerçekler farklı imiş…
O yüzden fark
etmedik belki? Bilemiyoruz şimdi?
Hiç öyle sık
hastalanan bir çocuk olmamış mesela…
Hiç olmamış,
Allaha çok şükür, daha ne boğaz ağrısı, ne iltihap, ne yara…
Antibiyotik
deseniz yine aynı şekilde, hiç kullanmamış ki daha…
İştah yerinde,
sağlam kafa, sağlam vücut misali, günler gelmiş geçmiş büyük bir
hızla…
Yani hiçbir
belirti yok, hasta olsa belki, mesela?
O yüzden fark
etmedik belki? Bilemiyoruz şimdi?
Sonra, son
zamanlarda geceleri horlamaya başlamış minik kız…
Gülmüş anne
baba… ‘Bu konuda baba’ya çekmiş kızımız galibaJ’ ?
Yani
anlayacağınız anne ve babada saflık had safhada!
Aklına
gelmiyor ki hiç? İnsan kendi evladına konduramıyor ya da…
O yüzden fark
etmedik belki? Bilemiyoruz şimdi?
Sonra bir gün,
rutin bir doktor kontrolünde, söylemiş anne baba kızımızın durumu bu
diye…
Doktorlar
bakmış şaşırmış minik kızın bademciklerine, ah güzel kızım nerede
büyüttün sen bunları bu kadar diye?
Minik kızın,
minik burnunda bir de geniz eti varmış…
Doktor
amcaların tavsiyesi bademciklerin ve geniz etinin alınmasıymış…
Nasıl fark
etmedik? Vakit saat değildi belki? Bilemiyoruz şimdi?
……………………
Şimdi…
Biliyoruz…
Ve zaman
geçiyor… Hızla…
Oysa ben biraz
daha yavaş ilerlesin, mümkünse dursun istiyorum…
Minik kızım
kollarımda huzurla uyuyor çünkü…
Şimdi…
Meleğimi… O
minicik bedeni bayıltıp ameliyathaneye götürecekleri sahneyi
düşünüyorum…
Düşünmek bile,
burnumun direğini sızlatmaya yetiyorL
Zaten en
kötüsü de bu… Olacakları olmadan bin türlü senaryo ile beyninde
yaşamak?
Biliyorum…
Neler var? Bu ne ki? Allah dermansız dert vermesin diyor dostlar,
çok haklılar…
Bunu da
atlatacağız inşallah diyor eşim... Destek oluyor bana,
Bir yandan da
‘ömrümün en uzun 1 saati olacak’ diyor…
E ben
anneysem, nihayetinde o da baba…
Ve evlat
sevgisi, aramızdaki en güzel, en tarifsiz, en tadına doyulmaz ortak
payda…
Şimdi…
Allahın
izniyle çabucak geçecek, bitecek, biliyorum, umuyorum…
Siz bu
satırları okurken, daha önce okuduğunuzda, ya da günler sonra göz
attığınızda…
Minik kızım
ameliyattan çıkmış ve uyanmış olacak inşallah…
Minicik
elleri, yine avuçlarımızda, soluğu yanımızda…
Dua ediyorum…
Dualarınızı bekliyorum.
İyi haftalar
diliyorum…
Banu Durgunlu
15.02.2009
banu@bursalianneler.com

|