Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

U’CUNDA…

 

Parmağımın ucun da asılı yüreğimi acıtanlar,

az kaldı, düştü düşecek...

Dilimin ucun da kilitli kelimeler,

gereksizler için ziyan edilmeyecek.

 

Aklımın ucun da, bir küçük ada,

adanın için de, bir koca yürek...

Yüreğin için de, 4 farklı hayat,

hayatların içinde de, temiz ruh var...

 

Gidiyorum...

Yolumun ucunda deniz,

Denizin ucunda güneş,

Güneşin ucunda huzur,

Huzurun uCUNDA aşk var.

 

Cunda Adasına doğru yol almadan önce not düşmüştüm üsteki satırları…

Çok şükür ki; Denizi, güneşi ve huzuru fazlası ile bulduğumuz bir tatil geçirdik.

 

Sabah serinin de, yolumuzun uCUNDA' ki; Cunda adasına doğru yola çıktık. Çocukluğumun anıları, bildik tanıdık mekanlar. Şükredilesi bir doğa, masmavi gökyüzü, yemyeşil ağaçlar. Kıvrıla, kıvrıla giden yollar -ki çok severim- arada tatlı nağmeler, nağmelere eşlik eden 'eş' ler. (Eh yalan değil, bir kısmı böyleydi)

Sonrası da;

Arka koltuktaki küçük insanların, birbirlerine gördükleri rüyaları anlatmaları ile patlak veren 'senin rüyan değil! Benim rüyam daha güzel!' savaşlarını susturmakla geçti!

 

Neyse, kazasız belasız geldik Cunda'ya. Elimiz de otelin adresi; Sora, sora Bağdat bulunur ama otel bulunmaz! Dön, dön beynimiz döndü! En sonun da,'hadi canım daha neler?' ile 'yuh bu kadar mı olur!' arası gayet sevecen söylemler ile gezdiğimiz otel denilen mekanı, aynı serilikle terk ettik!

Bina dökülüyor, havuz desem, ya da demesem de sadece-etrafı perdelerle çevriliydi desem, anlarsınız siz onu (Demek ki neymiş, bir daha öyle internetteki fotolara kanıp bir yerlere gidilmeyecekmiş!)

 

Öğlen olmuş, hava sıcak, çocuklar sıkılmış, anne baba şaşkın.

Ne yapsak? Nereyi bulsak? Nerede kalsak? Diye ada'yı turlarken...

Ve anne, her gördüğü betonarme garip yapıya üzülerek, nerede bu adanın taş evleri, erguvanlı balkonları diye düşünürken...

Yollarına çıkan bir taksi sayesinde, cennet mekana ulaşmışlar...

 

Çocuklar suya, baba gölgeye, anne çayına kavuşmuş.

 

Ama bir gariplik varmış burada... Alışık olduklarını içten içe bildikleri ama uzun zamandır dinleyemedikleri için adını koymaya çekindikleri bir gariplik...

'Sessizliğin sesi'...

Ada öyle sessiz, öyle sessizmiş ki; Dalgaların sesi insana ninni gibi gelebilirmiş...

İlk önceleri ürkmüşler, eyvah nasıl geçer burada koca bir hafta, baş başa olsak tamam da... Ya çocuklarla?

 

Öyle ya bu güne kadar-hiç arzu etmedikleri halde çocukların hatırına-tatil köylerine hapsolmuşlar; Kaydıraklı havuz? Animasyon ekibi? Mini Club? Yemek sonrası çocuklar için, koştur, koştur gidilen danslar vs. ile bu iki canavarı oyalamışlardı?

Oysa unuttukları bir şey vardı...

Çocuklar için; Adanın oyuncu kedileri, ya da yaşlılıktan ağzında dişi bile kalmayan miskin köpek Max yeterliydi...

 

Tatil köylerinde 'tatil' mi? Sanırım arada onu da yapmışlardı?

Ya da yaptıklarını tatil sanmışlardı?

Oysa unuttukları bir şey daha vardı...

 

 

Gerçek tatil...

Tam da bu sefer ki gibi;

Sadece dalgaların sesi eşliğin de,

'eş' seçtiğinle ‘sağlığa’ kaldırılan kadehlerden çıkan ince tını ve ilk kadehteki gülümsemeyi,2.kadehte kahkahaya bırakmaktıJ

 

İyi haftalar dilerim.

 

Banu Durgunlu

16.08.2009

 

 

 

Çifte Kavrulmuşun Notu: Devamı haftaya, bitmez bu tatilJ