|

UYKUDAN ÖNCE
Sabah kalkılır, bir telaş ve koşturmaca içinde giyinilir,
anaokulunun yolu tutulur...
Gün
geçer biter, akşam olur... İkizleri servisten alırken, servis
öğretmenlerinin yüzündeki yorgun ifadeden bizi nasıl bir gece
beklediğini az çok anlarız ancak bu ihtimali düşünmemeye çalışıp,
meleklerimize toz kondurmayız...
Çocuklar eve gelir, üst baş değişir, yemek hazırlanır, baba
beklenirken birlikte günün kritiği yapılır... Trencilik, kovalamaca,
kule yapma, yatakta zıplama, dans ve benzeri oyunlar bolca
oynanır... Burada amaç mümkün olduğunca ikizleri yormaktırJ...
Ancak, 10 dakikalık uyku ile bile 6 saat yetecek enerjiyi
toplayabilen çocuklar için henüz yorgunluk diye bir kavram yoktur.
Sonunda babamız evine gelir, biraz da baba ile boğuşulur. (
Boğuşulur burada oynanır anlamındaJ..)
Yemek yenir, masa toplanır ve hep birlikte lego, puzzle, resim vs
tarzı oyunlar oynanır.
Sonra anne ve baba, ikizlere yatma vaktinin geldiğini, saatin dokuz
olduğunu haber verir…
Bunun üzerine çocuklar tarafından birkaç itiraz cümlesi kurulur.
Eren; Hayır!!! yatma vakti gelmediii... .Anne daha uykum
gelmedi!!daha yemek yiyeceğiz???
(
Sevgili oğlum uyumamak için yemek yemeğe bile razı.J)
Elif; Saat dokuz olmadı,... Oyuncak istiyorum... Çişim geldiiii,
yine çişim geldiii...
Eren; Benim de geldiii...Yıldızlı kitap istiyorum...
Bir
süre -ki bu yaklaşık 10 dk.- evimize çığlık ve bağrışmaların
yarattığı bir uğultu hakim olur...
-
‘Çocukların inatçılığı çoğu kez ciddi olmayıp dikkat çekmeye ve
sizi kendileriyle meşgul etmeye yöneliktir. Çocuk isteğinin
yerine gelmesi için yüksek sesle ağlayabilir, kendisini yere
atıp tepinebilir. Biz buna “tiyatro yapma” diyoruz. Hiçbir
oyuncu seyircisiz oyuna devam etmez. Oynaması için seyirci
gerekir. Ağlamaların, kendisini yere atmaların ciddi olup
olmadığını anlamak için etkilenmemiş gibi davranın, onu kendi
haline bırakıp o mekânı terk edin. Tiyatro yapan çocuk boş odaya
oynamayacağı için ağlamayı ve tepinmeyi kesecektir.’
Meleklerim mutlaka bir kitap karıştırarak uzun uzunJ
tuvaletlerini yaparlar, tuvalet faslından sonra pijamalar giyilir...
Oğlumun kırmızı yastığı ve mavi battaniyesi, kızımın ördekli yastığı
ve renkli battaniyesi, uykuya dalmadan önce hala biberon ile
içtikleri su ve sütleri hazırlanır... Ve kaçınılmaz son’a yani anne
ve babanın yatağı olan ‘büyük yatağa’ doğru yola çıkılır. Yatak
odasında yıldız şeklindeki tepe lambamız gece lambası konumuna
getirilir, yatağa yatılır ve şarkı başlar...
Parlak parlak minik yıldıııız, sen nesin merak ettik...
Dünyanın çok üstündeee, elmas gibi gökyüzündeee,
Parlak parlak minik yıldıızz, sen nesin merak ettiiiik...
Şarkı biter, bütün hayvanlara, oyuncaklara, arkadaşlara,
öğretmenlere, tüm aile bireylerine ve büyüklerine iyi geceler ve iyi
uykular dilenir.
-
‘Uykuya gidiş bir seremoni şeklinde gerçekleştirilirse bu bebek
veya çocuk için çok iyi olur. Belli bir saat saptanabilir, banyo
yaptırılabilir, pijamaları giydirilebilir ve daha sonra yatağa
götürülebilir. Bunların hepsi birer basamaktır. Dolayısıyla
bebek veya çocuk bu adımları öğrenecek ve bunlara uymaya
başlayacaktır. Bu da uykunun belli bir rutine girmesine yardımcı
olacaktır.’
Anne
veya baba, o gece ikizleri uyutma sırası hangisinde ise, kısa bir
hikaye okur sonra gözümüzü kapatıyoruz iyi uykular meleklerim der ve
çocuklar uyuyana kadar yaklaşık yarım saat onların yanında yatar.
Daha sonra da uyuyan çocuklar kendi yataklarına taşınır.
Şaka
gibi değil mi? Şaka değil ama, olayımız bu bizim... Maşallah uzunca
bir süredir böyleyiz... Şimdi içinizde bu duruma özenen, bizde bu
günleri görür müyüz acaba? diyen bir çok anne baba var eminim... Ne
demişler ‘nazar etme ne olur çalış seninde olur’...J
Çünkü biz bu aşamaya gelinceye kadar çok çalıştık... İki çocuk, iki
farklı huy ve karakter, inanın hiç kolay olmadı... Bir dönem, salon
da uyuduk, bir dönem oyun odası ve oturma odasında sonrasında
antrede?? Ve o zamanları öyle şimdiki gibi yat uyu olarak geçirmedik
haliyle... Genelde oğlum baba ile, kızımda benim ile uykuya daldı.
Aslında ikiz sahibi ebeveynlere çocukları paylaşmamaları öğütlenir,
ancak gelin görün ki o dönemlerde bir çığlık, ağlama krizi ve iki
kardeşin birbirini ısırmasına kadar varan kavgalar sonucu ne yazık
ki uyku konusunda buna pek riayet edemedik.
Ama
düşünüyorum da, bir yerlerde bir şeyleri doğru yapmışız yine de...
Çoğu aile bir çocuk ile uğraşırken, biz bir hayli başarılı sayılırız
aslında... Belki de bu tarz konularda ikiz sahibi olmak da bir
avantaj, birbirlerini taklit ediyorlar, bu yüzden de kolay uyum
saplayıp kolay öğreniyorlar çoğu şeyi... Sanırım Rabbim dağına göre
karını da veriyor...J
Doğumdan önce ve sonra bebek ve çocuk bakımı, ikizler ve üçüzler
psikolojisi vs. ile ilgili kitapları hatim etmemim ve çocuk
yetiştirmekte aslında en önemli konulardan biri olan eşler
arasındaki fikir birliğinin de çok faydası oldu tabii ki... Eşimle
birlikte katıldığımız bir toplantıda konuşmacı olan bir dr. bu konu
için aynen şu yorumu yapmıştı.
‘
Çocuklar siz farkına bile varmadan aranıza girer sizi fikir
ayrılığına düşürür ve sonunda istediğini alır.’... O zaman karar
vermiştik, biz bu tuzağa düşmeyeceğiz diye...J
Ve sanırım iyi de gidiyoruz.
Artık sırada, ikizleri gecenin bir yarısı anne ve babanın yanına
yani ‘büyük yatak’a gelmekten vazgeçirme çalışmalarımız var... Gece
korkuları bir yandan, rüyalar bir yandan....
Daha
çok çalışmamız lazım çok...
İyi
haftalar diliyorum.

|