Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

ANKARA NOTLARI…

Ata’mıza gittik biz! Ankara’ya…

Hem çocuklarımız hem de kendimiz için uzun zamandır istediğimiz bir şeyi gerçekleştirdik…

Kendimiz için istiyorduk; Çünkü benim için yeri ayrıdır Ankara’nın…

Yaşamışlığımda yaşanmışlığımda çoktur orada, yılların özlemi hasreti vardı…

Çocuklar için istiyorduk; Çünkü çocuklarımız sözle anlattığımızı gözle de görsün diliyorduk... Yani; onları Anıtkabir’e, Atam’a götürmek istiyorduk…

Ankara… Çok değişmiş çok, çok büyümüş görmeyeli? Baştan biraz acemilik çeksem de sonrasın da alıştım… Eski mahallemizi, evimizi gördüm, sokakların da dolandım, çarşıların da, hayal gibi, rüya gibi... Her köşesinde anılarım, anılarımın içinde kayıplarım... Gözlerimin ucunda yaşlarım:(

Yıllar önce bekar, çocuksuz ve sahip olacaklarım, yaşayacaklarım hakkında hiç bir fikrim yok iken dolaştığım nice mekanda, bu sefer evli ve iki çocuklu genç bir kadın olarak gezmek çok ilginç, tarifi zor, içinde hem neşe, hem hüzün, hem gurur, hem de bol şükür barındıran garip bir duyguydu... Ama hepsine değdi! Anıtkabir'e, Kuğuluya, Tunalıya, Kale'ye, Bey pazarına gittik... Ankara sokakların da gezdik, hatta bir ara kaybolduk. Dönüş yolunda bir de Eskişehir yaptık, çi böreğini tattık, porsuk çayına baktık…

Şimdi, aslında hepsi uzun, uzun anlatılmayı, yazılmayı hak ediyor ama fotoğrafların da desteği ile işte Ankara... Bey pazarı, Anıtkabir, Kale, vs.vs.vs.

 

Önce Beypazarı… Biz çok sevdik:)

Tarihi konakları, taş baskı kumaşları ve gümüşleri meşhur... Sadece Gümüş dükkanlarının bulunduğu bir pasaj var ve insan hangi birisine bakacağını şaşırıyor(tam bizim için:)

Ucuz diyorlar ama çok ucuz gelmedi bana yine de... Neden gümüşü meşhur? Gümüş mü çıkıyor buralar da dedik? Hayır dediler meğer gümüş işçiliği fazlaymış,'el alan' yani?

Öyle olunca da en azından işçiliğine fazla fiyat biçmiyorlarmış vs.

Bir de seksen katlı ev baklavaları var, bir de güveçleri, bir de sarmaları var:)

Meşhur Beypazarı kurusu... Bir nevi galeta gibi ama tereyağlı yapıyorlar... Kıtır, kıtır hatta katur,kutur:) zor yeniyor ama lezzetli bir tat...Bey pazarının bir sokağı...Ve Beypazarı içerisinde ki Yaşayan Müze'de çocuklar Ebru sanatının inceliklerini öğrenirler iken...Müze çok başarılı...Zaten bilindik müzeler gibi değil eski bir bey pazarı konağı... Bağışlamış sahipleri, geleneksel sanat ve değerleri korumak içinde her hafta değişik  etkinlikler yapılıyormuş... Bizim gittiğimiz gün ebru sanatı günü idi...Bir oda da Hacivat ve Karagöz var,bir oda da masalcı teyze,daha doğrusu Masal Ebesi...Tam 65 masal biliyormuş ninesinden kalma eski masallar...Ne yazık ki dinleyemedik masallarını bir kaç bilmece sorup şeker verdi çocuklara mutlu oldu bizim kuzularda:)

Bir de konağa çıkan merdivenlerin sağ tarafında olduğu yerde dönen bir tarafı açık iki katlı bir dolap dikkatimizi çekti... Bu döner dolabın kapağı, ihtiyaç sahipleri tarafından çalınır ve içerisine konulan boş yemek kabı diğer tarafa dolu olarak dönermiş... Böylece ne yemeği alan ne de veren birbirini görmez hiç kimse de rencide olmazmış... Şimdiyi düşününce bir de?

Hey gidi heeyyy,heyyy:(

Kale'de de; Rahmi Koç müzesinde; Henry Kupjack' ın Minyatür Odalar sergisi var...

Ne emek? Ne sabır? Sergi gösterilen yoğun ilgiden dolayı 20 Hazirana kadar uzatılmış…

Bence gidilesi, görülesi…

 

Ve Anıtkabir... Ve Atam... Ve Minnet... Ve Şükran...

Pazar sabahı gittik Ata'mıza... Sabah 9:00 da giriş yaptık sakindir rahat gezeriz düşüncesiyle ama oldukça kalabalıktı... Açıkçası buna çok sevindik...

Ne güzel! Hiç eksilmesin 'farkında olanlar' inşallah hiç!

 

Anıtkabir...Atam... Hep aynı... Heybetli, mağrur, güven veren, ulu, yüce ve hala tek adam!

Yine tüylerim diken, diken oldu, yine yüreğim pır, pır, yine gözümde yaş,

Yine içimde sonsuz bir özlemle büyüyen bir sızı:(

Yine gezdim sindire, sindire... Kişiliğine, tarzına imrene, imrene...

 

Yeni eklemeler yapmışlar; Atatürk ve Kurtuluş savaşı Müzesi...

Çanakkale savaşı' nın , Sakarya Meydan muharebesinin ve Büyük Taarruzun

Panaromaları var...Çok etkileyeci...Top,tüfek sesleri ve Allah,Allah nidaları arasında geziyor ve gördükleriniz karşısında içiniz yanıyor ve düşünüyorsunuz;Ah bu vatan ne kadar zor şartlar altında ne savaşlarla kazanıldı...Her bir karış toprağı için ne canlar yitti,ne kanlar aktı?Şimdi?Ne kolay satılıyor!?:(

(Sanal panaroma için lütfen BURAYA tık)

 

En çok kütüphanesini severim ben Atamın... En çok okuduğu kitapların bulunduğu odayı...

O kitaplarda altını çizdiği satırları ve yanına aldığı kısa notları incelerim dikkatle...Yine öyle yaptım,yaptık...Ah ne çok isterdim o kitapların diğer sayfalarını da görmeyi,aldığı notları okumayı...Hatırı sayılır bir kitap arşivi var Atamın 3123 adet ve hepsi de okunmuş..Okuduğu kitaplar da Fransızca,İngilizce,Arapça vs. Onlar benim dikkatimi çekenler...Belki başka dillerde de var? 

Yani pek çok dil biliyormuş haliyle...Yine hayran kaldım...Cızz etti içim yine...

Şimdinin One minute's!?diye konuşanlarını düşününce bir de:(

(Atatürk Özel kitaplığının sanal gezintisi için lütfen BURAYA tık)

 

Heyecan ve merakla gitti lahit’in önüne zuzularım... Elif'im uzakta durdu neden bilmem? Eren'im arkasına illaki beni de alarak açtı o minik ellerini Ata'sı için...'Ne diyeceğimi unuttum ben' derken sesinin titrediğini fark ettim heyecandan... Sonra ben söyledim o tekrar etti:)

 

Askerlerin nöbet değişimlerine denk geldik bir ara..

Onları izlerken Vatan Millet Sakarya oldum yine... Gurur duydum ordumuzla askerimizle…

Üzülüyordum ne hallere geldi, getirildi, yıpratıldı diye. O sahneleri görünce vazgeçtim, güven duydum yeniden(güven duygumu kaybettiğimi bilmeden?)Yok olmaz dedim, yok...

Askerime, orduma haliyle vatanıma bir şey olmaz! İzin vermeyiz, vermezler!

Gururla, güvenle, umutla... İçim, içimiz umut dolu ayrıldım, ayrıldık sonra oradan...

Adı bile yetti yine Atamın…

Nihayetin de dönüş yolun da daha bir huzurluyduk…