|

TOMURCUK…
Ben okuyorum...
Mümkün olduğunca
çok...
Her kitaptan bir
cümle kalsa aklım da, tek bir paragraf değiştirse hayatımı,
kısacık bir cümle
deriiiin anlamlar içerse ve beni içine çekse...
Sayfaları
çeviririken, günleri devirsem...
Hep yeni bir şeyler
öğrensem...
Daha da biriksem..
Birikimlerimi
paylaşsam sonra, daha da çoğalsam, çoğaltsam kendimi...
Vs,vs,vs,Derken
ben????
'TOMURCUK DERDİNDE
OLMAYAN AĞAÇ ODUNDUR'(Cenap Şahabettin)'
u okudum, sustum:))
Yani;
Ben susayım
tomurcuklar konuşsun:))
İlk Kitabımız;
YOK OLACAKKEN, VAR
OLMAK;50.sanat yılını kutlayan büyük usta Müjdat Gezen ile düşünsel
bir yolculuk...
Düşünceleri,duyguları,aforizmaları,hikayeleri,şiirleri...
Bir kaç paylaşım;
POLİ=Çok
TİKA=Yüz
POLİTİKA=Çok
yüzlü demektir...
Ama biz de çok
yüzsüz olanları da bulunur.
*
ZEKA
İçinde zeka
olmayan şeyleri sevmem.
Mesela;
kötüdür aptalca
bir fıkra.
Çünkü özel zeka
ister iyi fıkra anlatma.
Aklıyla övüneni
de sevmem.
Olması
gerekenle övündüğünden.
Mesela;
azken çok sanır
bazısı kendini,
sandıkça daha
da azalır.
İçinde zeka
olmayan şeyleri sevmem.
Kötü kullanılan
zekayı da.
'Zekiyim' diye
yırtınanı da sevmem,
Çünkü zarar
verir kendine yırtındığında.
Ben sevmeyi
sevmeyenleri de sevmem.
Çünkü içinde
zeka yoktur
iyi
bakıldığında.
2.ve 3. Kitabımız;
NÜ PERİDE ve
STRUMA(Karanlıkta bir ninni)...Ben okudum sevdim fazla
anlatmayacağım...Sevgili Nilay'cım gayet güzel yazmış,anlatmış,onun
yorumlarını okuyup bir de aynı düşünce de olduğumu farkedince üstüne
ne desem boştu...Lütfen
TIK....http://okuyorum-yorumoku.blogspot.com/
4.Kitabımız;Düş
hekimi Yalçın Ergir'den YEDİ;Ben seviyorum tarzını,kısa yazılar ve
şiirleri var.Keyifle su gibi neredeyse 2 saat içinde okuyup
bitirdiğim bir kitaptı...
Kitaptan sevdiğim
bir kaç alıntı;
İlk Damla En
Büyüğüdür
mutsuzluk ilk,
yalnızlık son damlaya gelir;
bir okyanus
bile girse aralarına.
yalnızlık nasıl
paylaşılmazsa,yalnızlıktan yakınılızmaz da;
çünkü mutlu bir
yalnızlık,mutsuz bir paylaşımdan iyidir.
ilk damla en
büyüğüdür
ve bardağa
düşen ilk damla,taşıran son damladan önemlidir...
RUMUZ:TAŞRA KIZI
Avrupalarda,Amerikalarda okumuş,piyasaların nabzını tutan,
vitaminlerle
ayakta duran,bir para uzmanıyım.
Bir taşra kızı
arıyorum.
Süratli ve
gülen suratlı mesajlar göndermese de,
gözlerinin içi
gülen ve bu sıcaklığı esirgemeyen,
felsefe adına
ezmeyip,dünyayı zehir etmeyen,
hayvan denince
aklına ayıyı da,ineği de getiren,
Kimya Nobel'i
almasa bile,tarhana çorbası pişiren,
gizemli
hediyeler yerine,huzur da verebilen,
sade
giyinen,senin için de dua eden,
bir bardak suyu
gurur meselesi yapmayan,
dört lisan
bilmese de,yumuşacık konuşan,
örgüden
de,övgüden de,türküden de anlayan,
yokluğu da
paylaşan,haksız da olsan kollayan,
küçük şeylerden
mutluluk duyup,
tek şifresi
s-e-v-g-i- olan
bir taşra kızı
arıyorum.
Bir yaşamı
paylaşmak, ona koca olmak, onunla bir yastıkta kocamak istiyorum...
Okurken beni
gülümseten dizeler... Amma velakin taşralarda bile kaldı mı böyle
kızlar?
5.Kitabımız;
SÜPERMEN TÜRK
OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI...
Ahmet Şerif
İzgören'i çok severim, yaşama
bakışını,konuşmalarını,farkındalıklarını...
Ve bunu paylaşma
şeklini ve anlatımlarını...Şimdilerde Face'de bir çok video'su
dönmekte ama kitapları da çok keyifli...Daha önceki bir çok kişisel
gelişim kitabından sonra,yine aynı mantıkla ama bu sefer toplum
geneline hitaben yazılmış bir kitap Süpermen......
''Bu kitabı kişisel
gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin.
Etrafa da gram
katkınız olsun''
Ben kitaptan uzunca
bir alıntı yaptım...Aslında bu kadar uzun yazıp yazmama konusunda
çekimserdim ama geçen gün gördüm ki zaten mail kutularında dolaşmaya
başlamış hikayeler...O yüzden paylaşmak istedim...Hani bazen bir şey
veya bir şeyler yapmalı?' diye yakınıp dururuz ya....
GİRİŞİMCİLİK
Yıl 1943. Genç
Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa
Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey,
çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları
bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle
konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin
kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
-Kardeşim otur
oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu
-Alıyorum.
-Eee, o zaman
ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına
daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki
genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda
aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?”
der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından
görünce fikri kabullenir.
O dönem
devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir
güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir
şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş,
çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.
O bıyıklı,
kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden
utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla
ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki
sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne
“Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy
gezmeye başlar.
Kütüphaneye de
bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki
çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban
çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba
gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine
eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar
bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip
alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da
okuyacak” der.
Mustafa artık
Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği
Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli
Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt
atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa
Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında
sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu
hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla
insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye
kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar: “Bana dikiş
makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman
yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi
yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü
yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için
sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir,
beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce
halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları
başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa
hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50
yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca
köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda
okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya
çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci
Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.
Girişimcilik ne
biliyor musun? Bulunduğun yere yenilik katmalısın. Mutlaka adım
atmalısın. Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir
uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan
var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
– Bakın
Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat,
milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz
ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.
Bugünlük bu kadar
tomurcuklanma yeter:)
Keyifli bir hafta diliyorum…
Banu Durgunlu

|