|

Dur ve
Dinle(n)
Uzun zamandır olduğu gibi bu hafta da köşeme yazacak birkaç satır
için zaman ayıramadım kendime. Halbuki yazmak çok iyi geliyor, her
şeyden çok kendim için yazıyorum. Benden habersiz içimde olup biten
ne varsa dökülüyor farkında olmadan, yazarken hem dinleniyor hem
içerimi dinliyorum. Fakat olmayınca da olmuyor işte, ajandaya not
alır gibi durup düşünmeden, dışarıdaki seslerden kurtulup kendime
kulak vermeden kurulmuş cümleler sinmiyor içime.
Bu akşam bir arkadaş, bu ara hayatında ard arda gelen aksilikleri
anlattıktan sonra içindeki sıkıntıdan kurtulamadığını söyleyip,
“hadi beni sen iyileştir!” dedi.
İyileştirmek?!?
Seni iyileştirecek bilgi ve yeteneğe sahip değilim fakat halin,
tavrın beni, yaklaşık bir yıl önce okuduğum, “iyileştirmeyi iş
edinmişlerden biri*”ne
ait satırlarını hatırlattı.
Burada da o satırlardan bahsetmek istiyordum uzun zamandır ama bir
türlü yeri gelmemişti. Sanırım şimdi tam zamanı. Tedavi etmeye
yetmez ama belki teşhisi koymaya faydası olur:)
İnsan şaşkınsa yapması gereken şey
durmaktır.
İnsan şaşkınlaşınca hayattaki
yürüyüşünü yavaşlatır, sonra durur ve sanki büyük bir şey keşfetmiş
gibi kendine sorar: Neden buradayım? Ne işim var burada? Kendisi ve
çevresi o an insana yabancılaşır. Bir sis perdesi arkasından
bakıyormuşçasına bakar hayata.
İnsanlar kendilerine acıma, en çok
kendilerinin acı çektiğini anlatma yarışı içindeydiler. Hayattan
memnun olmayan insanlarla dolu bir ortamda bulunun ve başınızın
ağrıdığını söyleyin. En kötü baş ağrısını kendilerinin çektiklerini
söyleyeceklerdir. “Sen geçen gün benim migren atağımı görecektin.
Senin baş ağrın da bir şey mi?”
Kimse direkt olarak kendisine acıdığını
söylemez. Bunu söylemenin en tercih edilen yolu şikayet etmektir.
Sağlıklarından, yaşama koşullarından, hastalıklardan ve insan
ilişkilerinden sürekli şikayet eden, her şeyi tenkit eden,
memnuniyetsiz ve huzursuz insanlar genelde kendilerine acıyan
insanlardır. Kendilerini hayatın içinde bir kurban, hep kötü şeyler
yaşamış bir zavallı olarak görürler. Kendilerini değersiz gördükten
sonra, değerli hiçbir şeyleri kalmaz.
Dr. Mavi kendine acımakta en çok
çocukluk yaşantılarının, sonra da hastalıkların kullanıldığını
görüyordu.
……………..
Hayatını şikayet etme üzerine kurmak ve
onu bir kendine acıma tutumu haline getirmek narsistleşmiş benliğin
oyunudur.
…………… Varoluşun bir noktasında veya
bütün noktalarında kendisine verileni benimseyip kabul etmek ve
şükran duymak yerine daha fazlasını hak ettiğini iddia eden
narsistleşmiş benlik, varoluşun her halini bir tenkit unsuru haline
getirerek, tasarlamadığı bütün varoluş olanaklarını yok sayar.
*Aynalar
Koridorunda Aşk, Mustafa ULUSOY
ÖZEL NOT:
Üç yıl önce, üç anne, büyük emeklerle, sevgiyle, özenle ve heyecanla
bir yola çıktık… Çok düşündük, taşındık, çok çalıştık ve “Bursa’nın
İlk ve Tek Anne-Çocuk Web Sitesi”ni Bursa’nın güzel anneleriyle
sevgili kuzularına armağan ettik.
Web sitemizi üç yıldır tek başına ayakta tutan Özgür İde’ye, benim
gibi “köşe”sine çekilip yazılarıyla destek vermeye devam eden üçüncü
anne Kitap Kurdu Özlem’e, tüm köşe komşularıma, değerli
uzmanlarımıza ve tüm Bursalı Annelerime geçen üç güzel yıl için çok
teşekkür ediyorum.
Birlikte nice mutlu, başarılı yaşlar kutlamak dileğiyle…
Sevgiler…
Betül Yılmaz Eminsoy
21.03.2010

|