|

KARNE,
KİTAP, VALİ
Başlıktan anlaşıldığı üzre geçen
hafta yazılmayan yazının kazası bu hafta yapılacaktır :)
Karnelerimiz aldık, tatilimize
başladık :)
Büyük kuzum harika bir karneyle
yüzümüzü güldürdü bu dönem yine. Diyeceksiniz ki ilköğretim ikinci
sınıfta kötü karne mi olur, evet pek olmuyor sanırım ama bizi mutlu
eden baştan aşağı “5”lerle dolu ders notu hanelerinden ziyade
karnesiyle birlikte “Kitap Kurduyum” belgesiyle ödüllendirilmesi
oldu. (Kitap Kurducum Özlemcim, bak sıkı bir rakip yetişiyor sana
hem de belgeli kurt bu :) )

Tevafuk bu ya, Pazar sabahının 7’sinde
Karne yazısı yazmak için masama oturduğumda, kahvemi bitirene kadar
birkaç Pazar yazısı okuyayım dedim ve karşıma
Flaubert’in "Yaşamak için okumalı"
sözüyle başlayan bir köşe çıktı bahtıma:)
Elif Şafak
bu Pazar köşesinde, tarihçi Alberto Manguel'den şu hikâyeyi
aktarmış;
11. yüzyıl
başında İran'da kitaplara düşkün bir şah yaşardı. Günün birinde bir
sefere çıkması icap etti. Ama kitaplarından ayrılmak istemiyordu.
117.000 kitabı vardı. Sonunda kitaplarını da beraberinde götürmek
için duyulmamış bir şey yaptı. Dört yüz deveyi arka arkaya dizerek
hepsine kitap yükledi. Develer, harf sırasına göre sırtlarına
konulan kitapları taşıyarak şahla beraber sefere geldiler. Böylece
şah yol boyunca ne zaman bir kitaba ulaşmak istese, o harfi taşıyan
deveyi bulup, kitabını kolaylıkla çekip alabiliyordu.
Ve eklemiş Elif Şafak “Böylesi tutkulu
bir kitap düşkünlüğünden, bugünün kitap okumayan gençliğine uzun bir
yol geldi insanlık. Ama bunun adı "ilerleme" mi, orası tartışmalı.”
? !
Kitap okuma konusunda üzücü
istatistikler ortadayken çocuğumun okuma sevgisine sahip oluşunu ve
bu sevgiyi yerleştirme, kalıcı kılma konusunda öğretmenimizin
kararlı çabalarını, teşviklerini görmek o kadar özel, o kadar
ayrıcalıklı hissettiriyor ki… Ben sevinmeyeyim de kimler sevinsin
yani :))))
Bu arada, abiye gösterilecek yoğun
tezahüratlar karşısında karın ağrısı çekeceği şüphesiz olan küçük
kuzuya da ev yapımı bir karne verdim bu dönem:)

Cuma ve Cumartesi günümüzü karne
kutlama etkinlikleriyle geçirdik, etkinlikler dahilinde iki kuzum da
cumartesi gecesini anneannelerinde geçirmek üzere bizden ayrıldı :)
Ayrıldıktan sonra kıymetlimle birlikte
VALİ’yi izledik.
Film, merhum Recep Yazıcıoğlu’nun
yaşamından ekranlara uyarlanan “Köprü” dizisinin ardından, “Süper
Vali”nin yaşamından yola çıkarak Türkiye’de yaşanan sorunlar ve
ardındaki gizli odakları yansıtıyor.
Vali Faruk Yazıcı'nın neredeyse
çocukluktan beri arkadaşı olan MTA Mühendisi Ömer Uçar ve mühendis
arkadaşlarının, bölgedeki zengin uranyum madeni yatağıyla ilgili
elde ettikleri bilgi üzerine başlayan şüpheli ölümler… Birbiri
ardına kaybedilen pırıl pırıl, vatansever, fedakar bilim
adamlarımız, mühendisler… Ve bu düzenin sürmesini isteyen sermayenin
ardındaki gizli ve açık güçler…
Kısacası Vali, Türkiye çıkarlarını koruyup ülke insanlarının
menfaati için elini taşın altına koyanlarla, taşları yukarıdan
üstümüze yağdıran çıkar grupları arasındaki çekişmenin acı
hikayesini anlatıyor, bir film süresine sığabildiği kadarıyla…
Velhasıl film izleme lüksüne
sahipseniz izleyin derim:) Bu arada biz filmi Osmangazi
Belediyesi’ne ait Akpınar Kültür Merkezi’nde izledik, hafta
içi-hafta sonu – hafta kenarı fark etmiyor, öğrenci-öğretmen 2.5,
tam 3.5 lira, haberiniz ola :))
Karneli Kuzuların hepsine mutlu
tatiller diliyorum…
Sevgiler…
Betül Yılmaz Eminsoy
btlylmz@yahoo.com

|