|

Evliliğin Düşmanları
Geçtiğimiz hafta Bursalı Anneler mailime yazıp, eşiyle yaşadığı
sorunları benimle paylaşan, fikir alışverişinde bulunmak isteyen
arkadaşıma cevap olarak ne yazsam diye düşünürken bugün benzer
sorunlardan muzdarip başka biriyle karşılaştım. Ve bunun da üzerine
akşam bilgisayarımı karıştırırken uzun zamandır bilgisayarımda
sakladığım “Evliliğin Düşmanları” dosyası çıkınca karşıma, “bu bir
işaret olmalı!” deyip aktardım köşeme :)
İşte aslında hepimizin çok iyi bildiği fakat zaman zaman birileri
tarafından hatırlatılmasında fayda olan uyarılar…
Evliliğin Düşmanları:
Tenkit
"Sen hep böylesin… Zaten bir gün olsun beni dinlemedin... Hep
bağırıyorsun... Beceriksizsin... Filanın eşinden ibret al… Beni
üzmekten zevk alıyorsun…" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı,
yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini
kullanmak, yani "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok
üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım" ifadesi hem yumuşak olduğundan,
hem de kişide oluşturduğu duyguyu olaya yansıttığından eşi olumlu
yönde etkileyebilir.
Genelleme
"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez.
Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan
kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki
ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve etiketleyen ifadelerdir. Mantıksal
olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle",
yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi
değiştirmekle başlayın.
Aklını okumak
Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca
araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri
sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim
yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi
yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım.
Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi
biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal
ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.
İşi yokuşa sürmek
Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya
gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından
vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni
dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı
kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye
döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok
mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi
değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa
olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.
Geçmişi hatırla(t)mak
Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz anıları vardır. Aile
kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal
kırıklıkları… Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek
sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.
Hep haklı olmak
Hatalar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye
adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben
başlatmadım... Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın... Bütün
sorunlar senden kaynaklanıyor..." tarzı kalıp sözler, tıkanan
evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben
nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir.
Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.
Sorumluğu paylaşmamak
Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin
ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin
yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer
yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun,
çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde
zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa,
kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor;
böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi
gerektiği mesajını veriyor.
Mantıksal(!) yaklaşım
"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni
kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma
yaklaşımıdır. Kendimizi "temize çıkarma"da sözde mantık olayını
ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.
Sözünü kesmek
İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek,
çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve
kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve
ses tonunu yükseltmemektir. Dinlerken az sonra söyleyeceklerine
zihinden hazırlık yapmak yerine konuşmakta olan eşin duygularını
anlamaya çalışmak gerekir.
Terapist yaklaşımı
Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor
yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve
dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl
olursa, ona öyle davranmalıdır.
Son olarak derim ki;
Sevelim sevilelim… Sevelim ki sevilelim… Sevmek için sevilmeyi,
vermek için almayı beklemeyelim arkadaşlar :)
Huzurlu yuvalarımız olsun :)
Sevgiler…
Betül Yılmaz Eminsoy
23.05.2009

|