Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

 

 

 

   

Hastane Notları

 

Küçük kuzum hastanede yatarken…

Gün sabah beşte başlayıp ertesi günün ilk saatlerine kadar devam ederken…

Yani günler çok uzun, bitmek bilmez iken…

Düşünmeye çok fırsatım oldu…

Düşünmeye, irdelemeye, kıyaslamaya, sorgulamaya…

 

Bir yönüyle okul oldu bana ya da hızlandırılmış kurs oldu orada geçen bir hafta. Yanıma aldığım Mustafa Ulusoy kitaplarının da etkisiyle, bu uzun, upuzun günler hayata bakışımda, hayatı görüşümde, hayatta duruşumda değişik izler bıraktı.

 

Mesela;

 

Küçük kuzum elinde serumu, yataktan kalkması yasak, canı yanıyor ve ellerimi tutarak, gözlerimin içine bakarak yalvarıyor onu eve götürmem için. Serumunu çıkarmam, ilaçlarını vermemem, pis kokan buharı burnuna tutmamam, hemşireleri odaya almamam için. “Nüffen –lütfen- annecim nüffenn, seni çok seviyorum, söz veriyorum uslu olucam, tırnaklarımı ağzıma sokmuucam, yemeklerimi bitiricem, nüffen eve gidelim…”

 

Ona, onun iyiliği için bu acıları çektiğini anlatamıyorum. Daha çok küçük, anlam veremiyor, çektiği acıların bir şeylerin cezası olabileceğini düşünüyor olmalı ki durmadan sözler veriyor, yalvarıyor…

 

Ne kadar yalvarırsa yalvarsın, ciğerindeki iltihap kurumadan, nefes alış verişi düzene girmeden, ateşi düşmeden onu alıp eve götüremem, bahçeye – hatta koridora- çıkmasına bile izin veremem, ilaçlarını, buharını kesemem, serumunu çıkaramam…

 

Kuzum bana kızıyor, tüm bunları yapmaya gücüm yetecekken yapmıyor olmama çok kızıyor. Bana küsüyor, isyan ediyor… Annem olma o zaman benim, seni sevmiyorum, seni istemiyorum diyor… Halbuki onu ne kadar da çok seviyorum… Ona verdiğim koskoca sevgim, merhametim, tüm varlığımla yanı başında oluşum, bu olmaz istekleri dışında –ki vermeyişim yine onun için-  her isteğini önüne serişim onu avutmuyor…

 

Bilebilseydi, teslim olabilseydi çektiği sıkıntıya dayanması kolaylaşırdı şüphesiz…  Anlayamıyor… Bilemiyor…

 

Tıpkı benim gibi!

 

Aklımdan yana yakıla ettiğim dualar geliyor. Lütfen Allahım nolur bana şunu ver… Ya da, benden bu üzüntüyü-derdi al… Lütfen, lütfen… Söz veriyorum çok iyi bir insan olacağım, sözünü dinleyeceğim. Şu derdi istemiyorum, rahata çıkmak istiyorum. Beni bu insandan kurtar, beni onun eline bırakma… Şu iş benim olsun, bu ev benim olsun. Lütfen Allahım seni çok seviyorum. Senin bunu yapmaya gücün yeter…

 

 

Ama neden? Neden Allahım, neden duama cevap vermiyorsun? Gücün yettiği halde neden istediğimi vermiyorsun? Beni sevmiyor musun? Neyin cezası bu çektiklerim? Öyleyse ben de seni dinlemem, istediklerini yapmam! Yapmıyorum işte!?!

 

Allahım istesem de istemesem de sana muhtacım, hayatım ve ölümüm senin ellerinde… Evladımın bana verdiği sözler kadar komik benim sana verdiğim sözler, duamı kabul edersen yapacağımı söylediklerim zaten yapmak zorunda olduğum, üstelik yine benim iyiliğim için olan işler değil mi?

 

Ben sana yüzümü de dönsem sırtımı da dönsem sen beni seversin. Sevmesen sonsuz yokluğun içinden var eder miydin?

 

Benim evladıma merhametim, senin kuluna merhametinin yanında okyanusta damla kadar bile değilse… Sen beni ne kadar da çok seviyorsun Allahım!

 

Anlayabilmeyi, hiç unutmamayı diliyorum…

 

 

Betül Yılmaz Eminsoy

27.06.2009