|

Ben
geldim
Bir
süredir yazmıyorum daha doğrusu yazamıyorum.
Hüzünlüydüm.
Evet
evet tam adı buydu durumumun.
Arka
arkaya gelen, bazen önemli bazen önemsiz bir sürü şey oldu.
Ruh
halim müsait fazlasıyla, ben de bıraktım kendimi ‘mutsuz olayım
canım, yaşama sevincim kaçsın köşe bucak bir yerlere ne olacak
sanki’ dedim.
Böyle
hissederken yazmak gelmedi içimden, kendimden bile sıkılmışken,
sizlerin de canını sıkmak istemedim.
Değişen
çok bir şey yok hayatımda, olumsuzluklar hep aynı ama ben hüzünlü
değilim eskisi gibi. Nazlanmayan güneş, sabahları cıvıldayan kuşlar,
çiçeğe bürünüp süslenen kapının önündeki ağaç aklımı çeldi.


Anlatacaklarım çok birikti birde.
Bir
bardak acı çayın hikayesiyle başlayabilirim mesela.
Sıkılmazsanız :)
Yaklaşık bir ay önce, arkadaşım Hilal doğum yapacağı için Zübeyde
Hanım Devlet Hastanesi’ndeydik.
Ameliyata girmeye niyetliydim aslında, gözlerimi süze süze
yalvarmam, duygu sömürüsü yapmam doktor beyi ikna etmeyince bekleme
salonuna döndüm tıpış tıpış.
Bilirsiniz belki, büyük bir ekran var tam ortada, doğum yapan
annelerin isimleri ve bebeklerin cinsiyetleri yazıyor.
Anneanne, babaanneler, dedeler, taze baba adayları, kardeşler,
arkadaşlar, akrabalar telaşlı, gergin bir bekleyiş içinde.
Gözler
panoda, dudaklar kıpır kıpır, konuşulmuyor, dua ediliyor sessiz
sedasız, arada bir çalan telefonlar iki üç cümleyle geçiştirilip
kapatılıyor.
Ekran
güncellenip yeni isimler yazıldıkça ortalık hareketleniyor birden
bire.
Sanki
yukarıda bir balon patlıyor üzerimize sevinç, heyecan, mutluluk
tozları dökülüyor, pırıl pırıl.
Kimin
söylediği kargaşadan anlaşılmıyor ama ‘Allah analı babalı büyütsün,
gözünüz aydın, darısı başınıza’ lardan geçilmiyor.
Biraz
zorlansam ellerimle hissedeceğim sanki o kadar somut bu mutluluk,
yoğun çikolata ya da çilek kokusu gibi keyif verici, sersemleten bir
şeyler var havada adeta.
Hiç
tanımadığımız, muhtemelen bir daha hiç karşılaşmayacağımız
insanların sevincini paylaşıyoruz içtenlikle.
Sonra
başa dönüyoruz yine, bekliyoruz…
Yalnız
bir bey var 55-60 yaşlarında, hadi adı Ali Amca olsun, heyecandan
yerinde duramıyor.
Bana
sıkı sıkı tembih ediyor, söylediği isim çıkarsa panoda haber
vereceğim hemen.
Aksilik
ya adamcağız hava almaya çıkar çıkmaz isim beliriyor ekranda. Neyse
geldiğinde müjde veriyoruz, anne iyi erkek bebek sağlıklı.
Aynı
seramoni tekrarlanıyor.
Ne
olduğunu anlamadan koşa koşa kantinden çay almaya gidiyor bize.
Limonsuz içemem çayımı ama o kadar güzel ikram ediyor ki, zehir olsa
içeceğim, geri çeviremem.
Dede
olmuş Ali Amca, tecavüze uğrayan, hamileliğini çok geç fark
ettikleri, zihinsel özürlü kızıymış doğum yapan.
Gözlerini kaçırarak ‘bu yaşıma geldim ne kendimin ne de ailemin
yüzünü yere düşürecek bir şey yapmadım ama şimdi köyde kahveye bile
gidemez oldum’ diye anlatıyor yaşadıklarını, kendine ait olmayan
suçun ağırlığıyla ezilerek, utanarak…
Konuşmaya başlarsam gözyaşlarımı tutamam, ağzımdaki zehir zemberek
tat kelimelerime yansır, adamcağızın yüreği daha da kanar diye
susuyorum.
Aynı
durumda neler yaşanabileceği aklıma geldiğinde, kızının ve bebeğin
sağlıklı olduğuna sevinen Ali Amca’ya hayran olmaktan, saygı
duymaktan alamıyorum kendimi.
Şükrediyorum böyle bir adam olduğu için.
‘Kızın
durumu ortada kendinden haberi yok, biz karı koca O’na bile sahip
çıkamıyoruz, küçücük bebeğe hiç bakamayız, vereceğiz çocuğu’ diyor.
Kalbim
bir başka atmaya başlıyor.
Belki
beş belki on saniye süren o kısacık sessizlikte, neler neler geçti
aklımdan, ilk kez size itiraf ediyorum.
Ahmet’i
arasam, anlatsam, ikna olur mu acaba?
Bunca
insan varken gelip beni buldu Ali Amca, belki de tesadüf değildir
böyle bir bebeğin varlığını öğrenmem.
Çok
prosedür, daha doğrusu engel çıkar mı karşımıza?
Bekleme
salonunda Ali Amca’yla konuşup bu iğrenç çayı içiyor olmam belki
bebek belki benim için şanstır.
Bebeği
görmem lazım.
Vs vs
vs…
Bebeği
alacak ailenin yola çıktığını, ilk bir yıl koruyucu aile
olacaklarını, daha sonra çocuğu nüfusuna geçireceklerini duyunca,
kalbim normal ritmine dönüyor.
Nasıl
bir ruh halidir, ne cürettir bilemiyorum ama Ali Amca’yı sorguya
çekerken yakaladım kendimi.
Nasıl
bir aile?
İyice
araştırdınız mı?
İyi
bakarlar mı sizce?
Sık sık
kontrol edeceksiniz ama değil mi?
Durdurmam lazım hem beynimi hem ağzımı, bana ne oluyor kardeşim?
Haddim
mi benim sorup soruşturmak?
Biz
konuşurken, geldi insanlar nefes nefese de merakımı bir nebze tatmin
etme fırsatım oldu.
Ellerinde bir çanta bebek eşyası, gözleri pırıl pırıl, belli ne
kadar heyecanlı oldukları.
Rahatlıyorum biraz.
Bebecik
birçok şeyin eksikliğini hissedebilir hayatı boyunca ama her zaman
özlemle beklenen, çok istenilen, sevilen bir çocuk olduğunu bilecek
inşallah.
Bu kez
hazırlıklıyım, yemek davetini, ısrarcı sayısı üçe çıktığı halde
başarıyla atlatabildim.
Karşılıklı telefonlarımızı alıyoruz, kiraz zamanı köye gitmeye söz
veriyorum, vedalaşıp ayrılıyoruz Ali Amca’yla.
Arkalarından bakıyorum.
Bu
garip dünyada böyle insanların varlığı içimi ferahlatıyor, daha da
çok ilaç gibi geliyor.
Tam o
sırada panoda Hilal’in adı yazıyor.
Doğmuş
Dora Demir bebek.
Teyze
oluyorum bir kez daha
En
büyüğü 13 yaşında olan 15,5 ( buçuğumuz annesinin karnında henüz ) +
Bursa’ lı Anneler’ in kuzuları, çoooook çocuğun teyzesiyim bu güne
bu gün.
Teyzelik kariyerimin doruğundayım kısaca.
Görmeye
gidiyorum bebeğimizi, henüz giydirmemiş bile hemşireler ama
bakınıyor kocaman açtığı gözleriyle.
Camın
arkasından konuşuyorum onunla.
‘Merhaba bebeğim, Deniz Teyzenim( J ) ben senin, hoş geldin.’
Ara ara
nefesini dinliyorum, minik yüzünü seyrediyorum gece boyu.
Mutlu,
huzurlu, güzel bir yaşamı olsun istedim, ‘iyi ki doğmuşum’
diyebilmesini diledim defalarca.
İlginç,
garip bir gün yaşadım Demir’in sayesinde.
Nefret
ettim, şükrettim, üzüldüm, hayran oldum, heyecanlandım, sevindim,
dua ettim.
Hayat
sürprizlerle dolu, iyi ya da kötü, bir kez daha hatırladım.
Şimdi
limonsuz gelen her bardak çayda, anne olduğunun farkında olmayan o
genç kızı, anne baba olan o çifti, şanslı olduğuna inanmak istediğim
bebeği, Ali Amca’yı hatırlıyorum.
Kirazların olmasını bekliyorum…
Bir de
sizlere ailemizin yeni üyelerini tanıştırmak istiyorum.


Arkadaşım Oya’nın hediyesi iki cennet papağanı.
Adları
yok henüz, isim bulmakta zorlanıyorum ( size bir şeyler anımsattı mı
acaba?).
Ahmet,
tüyleri uçuşuyor, yedikleri çekirdek kabuklarını dışarıya atıyorlar
diye istemiyordu ilk başta.
Şimdi
oldukça iyi araları. Hatta bunu anlatabilmek için her akşam
rastlanan diyologlarını aktarabilirim size.
Temizliyorum etrafı, kafeslerini.
Dişi
doldurduğum yemlikten çekirdek alıp kafesin dışına kabuklarını
atıyor, erkek kafesin içinde uçup tüyleri uçuşturuyor.
Ahmet:
Aaaaaa rahat durun bakayım, anneniz daha yeni temizledi oraları,
terbiyesizler.
Kuşlar:
Car caaar caaaaaaaaaarrrrr
Ahmet:Şişşşttt.
Kuşlar:
Caaaar caaaaaarr ciyaaaaakkkkkkkk
Ahmet:
Yeter ama canım, hiç laftan anlamıyorsunuz, annenize veririm sizi
pilav yapar, susun artık.
Ben:?????
10.03.08

|