Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

NERELERDEYDİM?? – Kısa Kısa …

 

Çook uzun zamandır yoktum burada.

Aslına bakarsanız kendimde de değildim bir süredir. Suskunluğum ondan.

İnsanın ruhu daralınca günler de ağırlaşıyor, geçmiyor bitmiyor sanki.

Temizledim evimi şöyle köşe bucak defalarca. Dolaplar boşaldı, kışlıklar kalktı, fazlalıklar, kullanılmayanlar ayıklandı, perdeler yıkandı, camlar silindi. Ooohhh… Evdeki ferahlık içimi açtı, iyi geldi de işler bitti.

Mardin’e gittim sonra.

Çokta iyi yaptım.

Şevval’in izin verdiği ölçüde gezip dolaşırken gördüklerimi anlatabilmem çok zor.

Manastırlarda, camilerde hepimiz için dua ettim.

Bana evde olduğum haftalar uzun gelirken 200 yıllık minareye “daha yeni o” denmesi, gece balkondan gördüğüm titrek ışıkların Suriye köylerine ait olması, mangalın üstünden hiç inmeyen illaki ikram edilen sert, koyu kahve “mırra”nın bu kadar sevilmesi, bin yıllardır yaşanılan şehri, rivayetlerin hikayelerin sarıp sarmalaması şaşırttı beni.

 Nakış nakış işlenmiş, yazın serin kışın sıcak olan taş evlerde oturan insanlara, gümüş ustası süryani komşusuyla o acı mırrayı keyifle içen bakırcı amcaya imrendim.

Ezanın o ilahi ritmine karışan çan seslerini Mezopotamya Ovası’nın uçsuzluğuna bakarken huzurla dinleyebildiğim için şükrettim.

Başka bir iklim, koku, renk barındıran bu şehre geldiğim için kendimi kutladım.

Sabahları Şevval’in neşeli çığlıklarıyla uyanmak, yumuk yumuk ellerini, tombul bacaklarını öpmek, mis kokusunu içime çekmek iyi geldi.

Bir hafta çabucak bitti. Kalbimin bir parçasını Mardin’de bırakıp döndüm.

Sonra bir kez daha anne olamadan anneler gününü, kocamı baba yapamadan babalar gününü kutladım (!) ezik büzük.

Kronikleşen kalp ağrım depreşti yine, eğer yaşamış olsalardı bebeklerim kaç yaşında olacaklardı düşüncesinin aklıma gelmesiyle -ben buna şeytan dürttü diyorum- tavan yaptı.

Eğer ilk bebeğim yaşasaydı, Ömer’den üç ay büyük olacaktı, ikincisi yaklaşık dokuz ay küçük, …….., beşincisi Şevval’den bir ay küçük, eğer tüp bebek tedavisi olumlu sonuçlansaydı doğmak üzere olacaktı/lardı.

Eğer düşmeseydi…

Eğer dış gebelik olmasaydı…

Eğer…

Eğer…

Ve bir tane de keşke…

Keşke bunları hiç yaşamasaydım.

Ama oldu maalesef.

Böyle soğukkanlı anlattığıma bakmayın.

Geceler, gözyaşlarım, dualarım şahittir hissettiklerime.

“Bir kez daha denemek istiyorum, doğal yollarla, belki bu kez olur” diye başlayan cümleyi “bitse keşke bu muhabbet, aynı şeyleri yaşamaya cesaret edemiyorum” diye tamamlarken yaşadığım dengesiz gel-gitlere Ayşe şahit.

Şimdi ise daha iyiyim.

Durumu çaresiz kabulleniş, yavaş yavaş normal halime dönüş safhasındayım şu an.

Ne kadar böyle devam eder bilemem.

Boğucu iç sıkıntımın, bitmek bilmez suçluluğumun, ezikliğimin, eksikliğimin suçlusu kasvetli, kapalı havalardı bence.

İtiraf etmek şart oldu. Masum mevsimlerin kabahati yokmuş benim bezgin hallerimde.

Şimdi güneş pırıl pırıl, hava mis gibi de ne oldu…

Ben yine aynı ben…