|

“YAZ ARTIK!”
Zaman zaman içimden bir ses yükseliyor, bense onu bastırıp duymamaya
çalışıyorum.
Ama Ayşe söylenirken böyle bir lüksüm olmuyor ne yazık ki.
Maşallah pek inatçı, kolay vazgeçmiyor. İki gün unutmuşsa üçüncü gün
yine başlıyor:
-
Yazsana şu yazını artık
-
Sen yaz bana ver, editörlüğünü yapacağım bak senin.
-
Gelirken yazını getirmeyi unutma
-
Yıl bitiyor, hala birşeyler yazmadın
-
Unutturma sakın, gelmişken yazını da alayım
-
Yeni yılla ilgili birşeyler yaz bari.
İşte böyle, ne zamandır didik didik başımın etini yedi.
Bendeki de ne ketumluk… Bu kadar laf işiteceğine otur adam gibi yaz
yazılarını, değil mi ama?
Olmadı.
Bilgisayarım, internetim yok dedim.
Zamanım olduğunda yazacak şey bulamadım, yazmak isteyince zaman…
Yok bir açıklaması aslında, ne bileyim bu konuda bir tembellik geldi
çöreklendi üzerime.
Ama geçen akşam kızlar tarafından kibar kibar uyarılınca yazmak şart
oldu. Oldu olmasına da ne yazacağım, nasıl anlatacağım diye karnıma
ağrılar girdi.
Yazdım yazdım beğenmedim. Okudum vazgeçtim, yeniden başladım,
şiştim.
Günler geçti, mevsimler değişti, yıl bitti. Oysa ki anlatacak neler
neler birikti.
Kalemi kağıdı alıp oturunca mantar gibi pıt pıt çıkıverdi hepsi
ortaya.
Ama hangisinin elinden tutsam, diğerleri bir köşeye çekilip boynunu
büküyor gibi geldi.
Baktım böyle olmayacak, sırayla yazayım diye düşündüm.
Bir çeşit yazı dizisi ya da ayların ve içimin dökümü de diyebiliriz.
“Uçuş Uçuş Yaz Günleri”
“Şeker Lokum”
“Mat ve Soğuk Kışım”
Nasıl?
Başlıklarını buldum. Sıra geldi oturup anlatmaya.
Ama ondan önce özürlerimi kabul edin lütfen.
Sizlere karşı çok mahcubum.
Aylardır iki satır yazamaz mı insan?
Bırak her haftayı ayda bir güncellenseydi en azından köşen?
Değil mi ya? Ama nerdeee…
Koskoca yılı üç beş yazıyla tamamlamışsın, hala dürtüklenmen mi
gerekiyor yazman için?
Ayıp ayıp, çok ayıp. Cık cık cık…
Gördüğünüz üzre bir güzel payladım kendi kendimi, rahatladım.
Affedildiğimi umuyorum efendim.
Haftaya görüşmek üzere.
Sevgiler
denizturgut76@gmail.com
denizturgut76@gmail.com

|