Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

Hazanım, hadi başlayalım!

 

Lacivert biraz uzunca bir hırkayla Yıldız Parkını adımlıyor benim içimdeki sonbahar fotoğrafım. Hazan en çok yıldız parkına yakışır İstanbul da… Ben bir sonbahar çocuğu olarak, “oyuncu yaz” a olduğu kadar sonbahara da yanaşıp onu da pek bir severim.

Hem de oldum olası.

Önceleri sonbahar; Okul yolu, Tuğba ile “Deniz Kırtasiye”den alınan yeni kalem kutusu, ardı ardına kutlanan doğum günlerimiz, hiç başlamayacak sanılan dersler ve dahası…

Şimdi ise yine bir taze telaş benim için sonbahar.

Hele de şimdi. Bayram da bitti artık “siesta” sona erdi.

 Bayramın son günü bu yazımın bir kısmını size İstanbul dönüşü feribotta yazıyorum.  Kafamı kitabımdan kaldırdığım anda bakıp tekrar eğilip yazmaya koyuldum. En sevdiğim koltuktayım. En önde ve hemen hemen tam ortada sayılır. Hayalde kaptancılık oynamayı sevenler için birebir bir yer. Önümde gümüş bir deniz serilmiş, bulutlarla kapalı hava ve ileride görünen mavi tepe bir kuzey ülkesinde olduğumu tam hissettirecekken güneş bir anda çıkageldi. Bu kareye birde 3-4 yaşlarında kırmızı elbiseli rugan pabuçlu bir kız ilişti. Güneş gibi güldü. Hazan dı ama güneşin bizi bırakmaya daha niyeti yoktu belli ki. Zararı da yok. Güneş işte adı bile güzel. 

Yeni işler için ışık lazım gözümüze! Enerji lazım içimize!

 

Benim yeni sezonda yine öğrencilik mesleğimi sürdürebilmem için uzun soluklu eğitimlerim var. Kaydımı oldum heyecanla beklemekteyim. Birde sizler için planladığım grup çalışmalarım var. Elbette ki poliklinikte psikoterapiler devam ediyor. Daha öncede söylediğim gibi benim işimin o kısmı yaz- kış dinlemiyor. Evet sonbahar,

Hazanım

Ben sana hazırım.

Hadi başlayalım! :)

 

Pudra Kokusu: Geçen yazım sonrasında “makalat” ve “aşk” ile ilgili paylaşımlarınız için çok teşekkürler. O konuya kesin tekrar döneceğiz. Ama şöyle kadın kadına…

 

ferahmekanim@gmail.com