|
|
       |
|
|

AŞKIMIZIN RESSAMI BİZİZ
Aşk… Sayılmayacak kadar çok sefer tarifi yapılmış olmasına karşın,
sıklıkla tarifi mümkün olmayan bir duygu olduğu sonucuna
varılmıştır. İşte size aşkın tarifini birde ben yapmış oldum.
Şairler, yazarlar aşkın çok sıra dışı bir coşkunluk hali olduğunu
tanımlasalar da, bazen de sınırlarını öyle güzel ve net
belirlemişlerdir ki biz belki de aşk öyle değildir de böyledir
demeye cesaret edememişizdir. Oysa aşkımızın ressamı biziz! Aşka
rengini veren bizim anlam dünyamız. Tabiî ki, kolektif bilinçaltı
dediğimiz çevrenin katkısıyla oluşmuş olan değerlerimiz ve
inançlarımız olduğunu ve bunlarında bizi etkilediğini yadsımıyorum.
Ancak bu çevresel etmenlerin yine de bizim elimizden fırçamızı,
beynimizden hayallerimizi çalamayacaklarına inanıyorum.
Peki, hepimiz aşkın ressamlarıysak neler yaparak eserlerimizi ortaya
çıkarıyoruz gelin bir bakalım. Bazıları, tek renk bir tablo
çıkarıverir ortaya. “Aşk kırmızıdır” der. “ Kırmızı aşkın” ressamına
bize biraz eserinden bahsetmesini istersek başlar bize aşkın her
daim kırmızı gibi canlı, her an tetikte sanki alarm verilmiş gibi
yaşanması gerekli olduğunu anlatmaya. O anda zamanı dondurup kırmızı
aşkın ressamının hayatına süzülürsek neler görürüz sizce? Diyelim ki
kendince yarattığı o kırmızı aşkı yaşıyor fakat ya bu aşkı
paylaşmaya çalıştığı kişinin tablosu ne âlemde? O hangi renkleri
kullanmış ve ne anlamlar yüklemiş üstlerine? Belki aşk mavidir. Aşk
amansız bir hüzündür diyor ve hep kuşkulanacak kendini üzecek bir
şeyler arıyor. Tüm bunları yaparken de coşkulu olabilmeye hali
kalmıyordur. Dolayısıyla, kırmızı aşkın ressamının her daim coşkulu
ve tutkulu olması gereken hızlı aşkı, mavi tablonun ressamının aşk
için biçtiği tarifeye hiç uymamaktadır. Belki de içinizden o zaman
niye birbiriyle olsunlar ki diye geçiyorsa hemen kendi hayatınıza
dönüp bir bakın. Sizin de aşk tablonuzun belki de iş tablonuzun tek
renk olduğunu görebilirsiniz. Örneğin iş tablonuzda sadece başarıya,
aşk tablonuzda da sadece sadakate (ölçütlerini de yine sizin
belirlediğiniz) yer vardır. O zaman bu rengi barındırmayan biriyle
de muhakkak ki çok yakın olmuşluğunuz ciddi anlaşmazlıklara
düşmüşlüğüz de olduğunu da hatırlayacaksınız.
Bu çıkmaz sokak gibi herkesin kendi rengini direttiği aşkın bir
çıkar yolu yok mudur diye düşündüğümüzde ise sizden rengârenk bir
aşk tablosunu hayal etmenizi istiyorum. Düşünün ki, aşkın içinde
zaman zaman tutkunun rengine zaman zaman hüznünün rengine belki
sakinliğin rengine, belki korkunun rengine, özlemin rengine yer
olsun. Bu rengârenk eseri yaratabilen ressam bir hayli emek sarf
etmiş olmalı değil mi? Muhakkak ki, kendi var oluş alanını
olabildiğince geliştirmiş ve zenginleştirmiş ve böylece aşkı tek
renge tutsak etmeyip karşısındakini de buna mahkûm etmeye
çalışmamıştır. Kısaca ne kadar renk barındırabilirsek aşk tablomuzda
o kadar boyutlu yaşayabiliyoruz aşkımızı ve o oranda bir başkasıyla
paylaşabiliyoruz bunu. Yoksa tam bir inat meselesine dönüşüyor aşk.
Örneğin, “ben senin için gelmişken sen maçın son saniyelerini
seyrediyorum diyerek beni bekletiyorsun, oysa ben seni biraz daha
görebilmek için iki elim kanda olsa geliyorum” diyen aşkı tamamen
alarm halinde yaşayan bir kırmızı aşk ressamı, başka bir renkle aşkı
tanımlayamadığı için aşkın “tolerans” rengini bilmemektedir. Aşk
onun için azaptır ama başka renkleri resmine katabilmek için biraz
değerlerini ve inançlarını esnetebilse belki ortaya çıkan eserden
çok daha memnun olacaktır.
Şimdi tekrar size dönelim; bakın bakalım aşkın resmini yapabilmek
için elinizde tuttuğunuz palete, hangi renk veya renkler var? Tek
bir renk görüyorsanız yazıda geçenleri şöyle bir kez daha düşünün,
nasıl renklendirilebilir de ortaya karşınızdakinin de kendinden bir
şeyler bulabileceği bir tablo çıkar diye? Eğer aşkı paylaşmak
istiyorsanız haydi iş başına!
Pudra kokusu: Renklerle içiminizdeki kişilikleri betimlemeyi
öğreten yazıma ve her gün yaptığım işime ilham veren Sayın hocam
Prof. Dr. A.Kadir Özer’e saygılarımla…

|