Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

 

BAL ARISI                                                                               14.08.2008 – 24.08.2008 

BU HAFTA

Merhaba, öncelikle hepinize mutlu haftalar dilerim.

 

Bakkal amcaların neredeyse tarihe karışmak üzere olduğu zamanlardayız.  Bunu bazı alışveriş merkezlerindeki aktiviteleri yazmak üzereyken düşündüm.

Birden aklıma, daha 4 yaşında çocukken gittiğim bakkal amca değil ama bakkal teyzemden tuz alırken gördüğüm anaokulu öğretmenlerim geldi. Evimizin hemen alt tarafındaydı bu küçücük bakkal, annem balkondan gidişimi izlerdi. Şimdi 4 yaşında bir çocuğu bırakın markete göndermeyi, yalnız başına evimizin kapı önüne bile gönderemiyoruz. Meğer ne güzel, ne güvenli zamanlar yaşamışız. 

Benim o küçücük bakkalda başladı eğitim yaşantım. Çok iyi hatırlıyorum o yaşıma rağmen. İki tane abla, bakkal teyzeme 6 yaşında çocuklar aradıklarını söylediler. Edebali İlkokulu bünyesinde anaokulu açılacaktı ve bu iki öğretmen abla kendi öğrencilerini aramaya çıkmışlardı. Ellerine yapıştım ben de geleceğim diye. Bana bakıp güldüler, birinin ( ki o üç sene boyunca Necmiye öğretmenim oldu ) bana eğilip ellerimi tutarak “ ama sen daha çok küçüksün “ dediğini ve benim “hayır ben büyüdüm” diye direttiğimi hatırlıyorum. Bakkal teyzemin “ bakın küçük ama aklı büyük onun, alışveriş bile yapıyor benim kızım” dediğini, sonra onları ellerinden tutup evimize götürdüğümü, annemle görüşmelerini ve ertesi gün babam pes edene kadar ben okula gideceğim diye tepinmelerimi, aynı şekilde ben de istiyorum ben deee şeklinde okul müdürünü de ikna edişimi hatırlıyorum. Bakkal teyzem sağ mıdır acaba? Bakkal yerinde durmuyor, o yerde kocaman bir apartman var şimdi.

Mahalle bakkalları böyleydi, evden biri gibi. Ailedenmiş de eve sığmayan mutfak ihtiyaçları onun bakkalında saklanırmış, orası bizim evin kileriymiş gibi.

Bu anılara  nerden geldim biliyor musunuz?  Az önce görüp size aktarmak istediğim Zafer Plaza’nın festival haberlerinden. Bizim bakkal teyzeler ve bakkal amcalar bu etkinlikleri sunamazdı. Onların sunabildikleri en fazla bir şekerdi, tatlı dilleri, güler yüzleriydi. Onların da yüzü yaşam mücadelesiyle solmaya başladı, şimdi canları eskisi gibi sohbet etmek istemiyor. Ellerinden müşterilerini alan koca koca süpermarketlerle mücadele etmeye güçleri yok. Onlar gibi kolilerce ürün alamadıkları için, onlar kadar ucuza alıp, onlar kadar ucuza satamıyorlar. Bu yüzden rekabet edemiyor, hatta bizler tarafından bakkallar pahalı diye suçlanıyorlar. Nasıl başa çıksınlar ki? Bana kalırsa onlar da yorgancılar gibi, bakırcılar gibi, bıçakçılar gibi kaybolup giden esnaftan farksız. Nesilleri tükendi.

 

Etkinlikler

Anılardan günümüze dönelim. Zafer Plaza ve aynı grubun yeni gözdesi Korupark’ta özellikle tatil döneminde güzel etkinlikler yapılıyor. Alışverişi renkli ve eğlenceli hale dönüştürmeyi biliyorlar. Zafer Plaza’nın etkinlik programı şöyle :

Dans Festivali: -20-22-23 Ağustos tarihlerinde 17:00-19:30 saatleri arasında Salsa, baçata,rumba, tango, vals, monga, cha cha, jive, merenge danslarını izleme fırsatını yakalarken gençler ve genç kalanlar atölye çalışmalarına katılarak öğrenme imkanı bulabilecekler.

Müzik Festivali: 19-21-23 Ağustos tarihlerinde 15:00-18:30 saatleri arasında Dünya klasiklerinden, pop müziğe her şey bu festivalde.

Balon Festivali: 11-17 Ağustos tarihleri arasında 13:00-20:30 saatleri arasında. Animatörler eşliğinde birbirinden heyecanlı yarışmalar, sosis balonla figür oluşturma ve balon boyama atölye çalışmaları çocuklar için.

 

Sinema

Çocuklarla izlenebilecek güzel filmler var vizyonda. Biri, Jules Verne’in kitabından uyarlanmış Dünya’nın Merkezine Yolculuk.  Çoğumuzun bu kitabı okuduğunu düşünüyorum.

Filmin başrollerinde Brendan Fraser, Josh Hutcherson ve Anita Briem var.
Film, maceraperest bir bilim adamı olan amcası (Fraser) ile, İzlanda`ya giden Sean (Hutcherson), burada onlara rehberlik eden Hannah`nın (Briem), tesadüfen gizli güzellikler ve tehlikelerle dolu bambaşka bir dünya keşfetmelerini konu alıyor.

Diğer film de Narnia Günlükleri: Prens Kaspiyan ( The Chronicles of Narnia: Prince Caspian ) Narnia’nın büyülü dünyasında zaman bizim dünyamızdan daha hızlı akmaktadır. Bu yüzden İngiltere’deki tren istasyonundan hareket eden Pevensey kardeşler (Peter, Susan, Edmund ve Lucy) kendilerini bir sonraki durak olan Büyücü Kral Mirax’ın hüküm sürdüğü adada bulurlar. Şeytani ruhlu bu acımasız kralı devirebilmek, Narnia’nın eski güzel günlerini geri getirebilmek için adanın genç prensi Caspian ve güçlü Aslan’la ittifak yaparlar.
Seslendirenler : Harry Gregson-Williams, Liam Neeson, David Walliams, Sim Evan-Jones.

 

Kitap

Yeni okuduğum ve çok etkilendiğim bir kitap. Kitabı 10 gün önce arka kapağındaki tanıtımdan etkilenerek aldım ve okudukça da çok duygulandım : Son Konuşma .

Yazarı Randy Pausch.

Kitap arkasında okuduklarım :

“GERÇEK BİR YAŞAM HİKAYESi"
Pankreas kanseri, 3 ay ömür biçilen dünyaca ünlü bir bilim adamı;
Ama her şeyden önce 1,2 ve 5 yaşlarında üç tane çocuğu olan ve onlardan -hele de şimdi-hiç ayrılmak istemeyen son derece duygusal bir baba;
Gelecek yirmi senede çocuklarına öğreteceklerini, günün birinde onların sahiline vuracak bir şişeye sığdırmaya çalışıyor.
İşte böyle bir adamın bütün dünyaya ve en başta da çocuklarına miras bırakılmak üzere, yaşamla ilgili-evet ölümle değil, yaşamla ilgili-çocukluk hayallerimizle ilgili, hayatımızdan sonuna kadar tad almayla ilgili, dostluklarla ilgili, sevgiyle ilgili, kısacası yaşamın tam da kendisiyle ilgili üniversite kürsüsünden yaptığı "SON KONUŞMA"
"...Çocuklarımın bana dair hiçbir anısı olmayacağının farkındayım. Bir ressam olsaydım, onlar için resim yapardım. Bir müzisyen olsaydım, onlar için şarkı bestelerdim. Ama ben konuşmacıyım. Ben de konuştum. Çocuklarım için konuştum. Yaşamın güzelliğini ve her ne kadar benim için az kalmış olsa da, yaşamı ne kadar takdir ettiğimi anlattım. Dürüstlük, doğruluk, minnet ve el üstünde tuttuğum diğer değerler hakkında konuştum.
"...Sahip olduğunuz tek şey zaman.
Ve bir gün, düşündüğünüzden daha az zamanınız olduğunu fark edebilirsiniz. Bu yüzden başkasının değil kendi hayatınızı yaşayın. Başkalarının düşüncelerinin değil,
kendi kalbinizin peşinden koşun.”

 

Son derece acıklı bulduğum ama böylesi bir durumda olması gerekenleri düşündüren ve belki öğreten, hiç birimizin böylesi bir durumu yaşamaması için dua ettiğim bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Okumaya başladığım gün hemen kendisiyle ilgili haberleri taradım internetten ve okumaya başladığımdan sadece  1 hafta kadar önce, 25 Temmuz 2008’de hayatının sona erdiğini öğrendim, bu da son noktayı koydu. Doğrusu kendisine hayranlığımı bir maille iletmek isterdim, geç kalmışım.

Kitaptan sonra anılarını üniversitesindeki web sayfasından günlük olarak yazmaya devam etmiş. Son ana kadar mutlu ve hayallerinin peşinden koşmuş bu adama gerçekten hayranlık ve büyük bir saygı duydum. Eminim yaşasaydı mesleki açıdan da yapacak çok şeyi vardı ve ismini yaşadığımız teknoloji çağında sık sık duyabilirdik.

İlgilenenler için kişisel sitesinin linki : http://download.srv.cs.cmu.edu/~pausch/

 

Bu haftanın son sözü de Son Konuşma’nın yazarından :

 

"Önemli olan kaybetmeniz veya kazanmanız değil,
nasıl oynadığınızdır." — Randy Pausch

 

Melis’ten

Artık bir hayal kahramanımız var bizim : Ay Dede

Geçtiğimiz günlerde bir oyuncak daha doğrusu uyku arkadaşı aldık Melis’e. Dönencesindeki melodilerden sıkılmıştı zira. Hilal şeklinde bir Ay’ın gövdesinde, Ay’a sarılmış yatan bir ayıcık ve Ay’ın en ucundan sarkan bir yıldız. Yıldızı çektiğiniz zaman mekanizma kuruluyor ve Ay dedemizden melodiler yükseliyor. Melis ilk gördüğünde  sevinçle “ aaaaaaaaa Ay dedeeee “ dediğinde şaşırdık tabi. Sonra, bu ne, bu ne türü bitmeyen soruları arttığı için, bir gece gökyüzündeki ayı gösterip bu ne sorusuna Ay dede annecim şeklinde cevap verdiğimi hatırladım, hemen kayda almış demek ki.

İşin eğlenceli tarafı şu : Cüneyt izinde olduğu için sık sık Bursa’ya babaannesine geliyor Melis. Dönerken de hava karardığı için ay çıkmış oluyor. Bursa’dan Mudanya’ya evimize varana kadar Ay dede nerde diye arabanın camından Ay’ı arıyoruz. Bak burda annecim, aa bak evin arkasından çıkıyor işte şeklinde. Apartmanımıza girerken Ay dedesine el sallıyor “ hadi del “ diyor. Eve girer girmez de soluğu odasında alıyor ve yatağında duran Ay dedesine “ aa  şende deldin miii Ay dedeee, hoşdeldiiiin” diyor ve birlikte mutlu mesut uyuyorlar.

Gözünü seveyim Ay dede, ne iyi ettin de geldin bu inatçı zamanlarımızda J

 

Sevgiyle sağlıklı kalın J

 

Gönenç TOPÇULAR