Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

 

BAL ARISI                                                                  27.10.2008 – 03.11.2008

BU HAFTA

Merhaba,

Pastırma yazını yaşayacağımız bir haftadayız. Bilirsiniz meteorolojiyle pek haşır neşirim. Yaz aylarında askıya aldığım meteorolojik olaylar, sonbaharla birlikte uzmanlık alanıma girmeye başlar. Hava durumuna bakmadan hiçbir iş yapmam, yapamam.

Pastırma yazı demişken, bu son güneşli ve ılık havalarda yapacak neyiniz varsa yapın. Ekim ayının son günlerinin tadını doya doya çıkarın. Önümüzdeki Pazartesi başlayacak ve kışa merhaba diyecek olan mevsim yağışlarından önce hafta sonu İnkaya’ya gidip tarihi çınarın altında keyifli saatler geçirin mesela. Botanik parka gidip kızıllaşmış, sararmaya başlamış  yapraklarıyla  donanmış ağaçlar altında bol oksijenli bir yürüyüş yapın ve çocuklarınızla hayvan dostlarımızı ziyaret edinHayvanat Bahçesi’nde.

  

 

Kıştan önce mümkün olduğu kadar doğayla içiçe olun, güneşin verdiği enerjiyi depolayın. Çok mu karamsar oldu? Kışı tamamen kara bulutlarla kaplıymış gibi anlatmış olmam belki içinizi karartmış olabilir. Neticede kışın da ayrı güzelliği var elbette, ancak benim gibi bir yaz insanı kışı sadece kar yağdığı ve üzerine de güneş açtığı zaman sevebilir. Ayrıca kışın sevdiğim tek tarafı, kültürel etkinliklerin sayısındaki artıştır.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyarosu da sezona merhaba dedi geçtiğimiz günlerde. “ Deli İbrahim” adlı oyunla sezona merhaba diyen Şehir Tiyatrosu oyunlarını Tayyare Kültür Merkezi’nde sergiliyor. 24 Ekim’de premier yapan oyunu 28 Ekim ve 31 Ekim tarihlerinde saat 20.30’da izleyebilirsiniz.  Oyun hakkındaki detaylı bilgilerimize gelince;

1967 yılında yazarı Turhan Oflazoğlu’na Türk Dil Kurumu En İyi Oyun Ödülü kazandıran ve bu güne değin her sahnelenişinde büyük beğeni ile izlenen “Deli İbrahim”, bu kez usta yönetmen Ali Düşenkalkar’ın yorumu ile Şehir Tiyatrosunda sahneye aktarılıyor.
Oyun, Ağabeyi 4. Murat’ın ölümünün ardından tahta geçen Sultan İbrahim’in yaşadığı dramı konu alıyor. Sultan İbrahim ağabeyinin ölümünün ardından, yaşayan tek şehzade olarak tahta oturtulmak istediğinde buna bir türlü inanamaz, karşı çıkar. Çünkü yıllarca öldürülme korkusu ile odasından çıkmadan/çıkarılmadan yaşamıştır. Annesi Kösem ve çevresinin ısrarı ile durumu kabullenerek tahta oturur ama geçmişte yaşadığı sarsıntılar yüzünden güven duygusunu yitirmiştir, sürekli güvensizlik halinde yaşamakta ve hükmetmekte zorlanmaktadır. Çözüm arayışları ise yine çevresi yüzünden sonuçsuz kalır.
Zamanla tamamen çevresindeki çıkarcıların kontrolü altına girer ve “deli” olarak nitelenmeye başlar. Oysa deliliği, kendince bir zorunluluktan ileri gelmektedir. Çılgınca davranmak, ´cinnetinden daha çılgın´ olmak zorundadır İbrahim, bir yandan, hayvanı eğitir gibi eğitmek zorundadır cinnetini.


“Tehlike içerden geliyor: düşman da kendisi, savunan da. Böylesi bir durum, elbette yeni bir savaş, yeni bir varoluş biçimini gerektirecektir.´´
Devlet Tiyatroları sanatçısı Ali Düşenkalkar tarafından sahnelenen oyunun dekor tasarımı Tayfun Çebi, Kostüm Tasarımı Funda Çebi, Müzikleri Murat Gedikli tarafından gerçekleştiriliyor.

 

8 Kasım’da Sunay Akın

Yıllardır modern bir meddah tavrıyla sahnede sevenleriyle buluşan Sunay Akın, anlattıklarıyla geçmişten günümüze köprüler kuruyor. Bu yeni gösterisiyle izleyenleri kendi içlerine unutulmaz bir yolculuğa davet ediyor, kağıt gemilerden emekli kaptan.
Gerçek değerlerimizin hisse senetleri değil, hissi senetler olduğunu birkez daha anlatacak söz canbazı…

Sunay Akın, 8 Kasım Cumartesi günü saat 20.30’da sevenleriyle buluşacak. Biletler salon 30 YTL,  balkon 25 YTL. Rezervasyon için 220 88 47’den Ayhan Demiröz yada Behiye Göztok’u arayabilirsiniz.

 

Sinema’da tek önerim : MUSTAFA

Aylardır bekliyorum bu filmi bir çoğumuz gibi. Can Dündar’ın projesiyle ilgili ilk haberler medyada yer aldığından beri saran merak artık had safhada. Uzun yıllardır zaten Atatürk’ün yaşamıyla ilgili bilgi ve belgeler topluyor, belgeseller yapıyor Can Dündar. Ancak hala yeni yeni belgeler, mektuplar, olaylar ve bilinmeyenlere ulaşmayı başarıyor. Bu açıdan takdir etmekle beraber, film tadındaki bu belgeseli görsel efektiyle, Goran Bregoviç’in müziğiyle, herşeyin ötesinde Ata’mızın yaşamındaki bilinmeyen detayları sunacak olmasıyla merak ediyorum.

Can Dündar bu belgeselle ilgili : “ Son bir yılı Balkanlar’da “Mustafa” Kemal’in ayak izlerinin peşinde geçirdik. Ne yazık ki ondan geriye, filme yansıtabileceğimiz pek az iz kalmıştı. Bu seyahatin güncesi, filmin kamera arkasını yansıttığı gibi, onun Makedonya’sını anlamayı da kolaylaştırıyor” diyor bir haberde.

Mustafa" filmiyle özellikle yeni neslin Atatürk’ü yeniden keşfedeceği de belirtiliyor. Film için Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arşivleri başta olmak üzere, yerli ve yabancı pek çok arşivin özel izinle açıldığını biliyoruz.  Atatürk’ün daha önce görülmeyen fotoğraflarına, hatıralarını yazdığı not defterlerine, yakınlarına yolladığı çok özel mektuplarına, günlüğüne, el yazmalarına ulaşıldığı bilgisini gazetelerde okumuştum. Bu haberlerde, çekim ekibinin Atatürk’ün ayak bastığı Selanik’ten Manastır’a, Şam’dan Berlin’e, Sofya’dan Karlsbad’a kadar her coğrafyaya giderek, doğduğu odadan öldüğü odaya dek her mekana girerek yerinde görüntülediği belirtilmişti.

Geniş ve deneyimli bir kadronun Atatürk’e dair yazılan kitapları, yerli yabancı basını, diplomatik yazışmaları tarayarak objektif, sıcak bir hayat hikayesi anlatılmaya çalışılmış filmde. Atatürk’ten kalan eşyaların, anıların, çalıştığı karargahların, yaşadığı evlerin, geride bıraktığı belgelerin, sevdiği müziklerin, söylediği sözlerin titizlikle derlendiği MUSTAFA  için 29 Ekim’de sinemadayız.

 

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !

Cumhuriyetimizin 85.yılında Ulu Önder Atatürk’e, çağdaş, demokratik, modern ve özgür Türkiye’nin temellerini attığı için bir kez daha şükranlarımı sunarım.

 

29 Ekim 2008 Çarşamba saat 19.00 Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda Cumhuriyetimiz için yürüyeceğiz.

 

Melis’ten

Kız çocuklarının kesinlikle genlerinde var. Ne mi? Süslenmek. Her zaman makyaj yapan biri değilim, yani bu anlamda Melis’e bir rol model hiç değilim. Ancak dışarıya çıkacağımız zaman bizim küçük hanımdaki hareketlenmeyi izlemenizi isterdim. Bir telaş apar topar önce tarak geliyor,

-       saçımı tayay mışın annee! diyerek.

Saçlar taranır taranmaz bir koşu makyaj masama tırmanılıyor ordan deodorant ya da parfüm ne kaparsa o geliyor :

-       fışfış da yaaap.

Sonra bir bakıyorum sırayla ojeler, rujlar.

-       yucumu da süüüy !

Kokoşluk ruhunda var bu kızın, anladım artık J

 

Sevgiyle sağlıklı kalın J

Gönenç TOPÇULAR