|

BAL
ARISI
29.04.2009
SENDEN, BENDEN,
BİZDEN...
Hepinize kocaman
bir merhaba,
Sanırım üç ay
kadar oldu. Biraz sağlığım bozuktu.. Yazmadım, yazamadım. “ Olmaya
devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” yi her gün tekrarladım.
Kendimle savaştım, acabalarla boğuştum. Yoruldum, dinlendim,
direndim. Böyle kapanmakla olmayacak, hadi bir gayret dedim. Baharla
birlikte ben de yeşermeye karar verdim. Hem alışmışım da her hafta,
bu haftadan haberler vermeye. Bu ayrılığa daha fazla dayanamadım.
İşte tekrar
köşemdeyim :)
Ancak, artık “ bu
hafta “ değil, “ senden, benden, bizden “ köşemizdeyiz.
Köşemdeyim de ne
yazacağımı düşünürken, uzun zamandır takip ettiğim bloguyla sevgili
Tunç Kılınç geldi aklıma. Galiba üç yıl önce, Melis’in yeni doğduğu
zamanlarda bloguyla ve yazılarıyla ilgili yazışmıştık. Yaşama dair
yazılarından uygun olanları, uygun ortamlarda ve tabii ki de
Tunç’un ismiyle kullanmak üzere bir izin kopartmıştım. Evet, bir
blogu var Tunç Kılınç’ın “
www.fikiratolyesi.com “. Aslında blog içeriğini tam olarak
“yaratıcı fikirler, girişimcilik ve yaşam” şeklinde
tanımlayabiliriz. Enerjisine ve üretkinliğine hayranım, fikirlerine
de.
Paylaşmayı
isteyip, üstelik bunu sistemli bir hale getirip de yaymayı başaran
çok az insan tanıyorum. Bunu bir de iyilikle örtüştürüp, üzerini de
kapamayı becermenin daha erdemli olduğu gerçeğini, yarattığı fikirle
bir kez daha ortaya koyan Tunç’u kutluyorum. Bu uygulamaya hemen
başladım ben de. Neden mi bahsediyorum?
Faili Meçhul
Kıyak’tan :)
Mart ayı başında,
isteksiz keyifsiz sanal bir sörf alemine dalmışken yine fikir
atölyesinde buldum kendimi . Bana enerji veren bir başlık vardı
yine orada, satırları okudukça beynimden “ ne güzel, aferin, daha
çok yayılsa, herkes bilse , hemen çevremdekilere yaymalı, herkesin
cüzdanına koymalı, kızlara da dağıtsam bunlardan vs. “ gibi onlarca
şey geçerken başlayan taş sancımla unutuvermiştim L
İsterseniz, bende
huzurlu bir gülümseme yaratan o satırları Tunç Kılınç’ın ağzından
aktarayım hemen :
“
Hadi bir oyun
oynayalım :)
Adı da “Faili
Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”
Ufak şeylerle insanları mutlu ederek
mutlu olmak… Hem de
anonim
biri olarak!
Tanımadığımız
birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını
bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu
olmasını sağlamaktan söz ediyorum.
Bir yıl önce ‘Nefesimi
Kesecek Anlar‘da
paylaştığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak
istediğimi bir arkadaşıma söyleyince; “oo Tunç, sen ‘Amelie‘
ya da ‘İyilik
Bul İyilik Yap‘
filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi.
Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce
yapılmış olması.
Bu öylesine bir
oyun ki, çok kişi oynamalı deyip sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Sonra nette biraz araştırınca bu fikrin farklı uygulamalarına denk
gelsem de, benim kafamdakine en
yakını
bile kendi sitesinin reklamını yapıyordu. Oysa bu, herşeyi ile
anonim olunca daha güzel.
Neyse, şimdi oyuna
geçelim.
Yaratıcılığa son
derece açık. Önce bir kartımız var, ondan bahsedelim.

Basitçe
tasarlanmış bu kartın sekiz adetini bir A4′e yerleştirdik.
Dilerseniz bu A4′ü basıp sekiz tanesini aynı anda elde etmek mümkün.
[Standart yazıcılar keşke lamine baskı da yapabilse! ]
Kart
oyunun bulaşıcılığı ve devamı için gerekli. [Bir de "aa bak birisi
burada ne unutmuş" denmemesi için!] Kime, ne zaman, hangi şartlarda
bir kıyak yapacağımız da zaten belli olmaz. O yüzden bunları kesip
cüzdanda taşıyoruz :)
Şimdi
ilk etapta aklıma gelen birkaç fikir:
-
Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek
ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın
şoförüne vermesini rica ediyoruz.
-
Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün
içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara
iliştirilmiş.)
-
Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek
ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen
birilerinin belki dikkatini çeker.
-
Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda
düşürmek.
-
Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su
faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla
beraber posta kutusuna geri koymak.
-
Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak
ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
-
Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden
birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
-
Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava)
pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart
pizza kutusunun içinde.)
-
Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını
kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin
kapısının altından içeri atmak.
-
Görme engelli bir kişiye, yolda ona
etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde
gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup
okur sonradan ona.
-
Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir
derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık
bırakmak (kart sandığın içinde.)
-
Otomat, ankösörlü telefon veya atari
salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
-
Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki
çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.
Bu
örnekleri çoğaltmak mümkün tabii ki. Siz de aklınıza gelenleri
burada paylaşırsanız mutlu olurum.
Ben ilk
kartları kesip cüzdanıma koydum. Gördükçe hatırlamak adına bile
faydası olacak.
Ne kadar
heyecanlanırım, sadece üç kişi bile
bu oyunu
oynadığını buraya yazsa. Yoksa ‘Bedava
Kucak‘ olayına benzer bir beklentimiz yok tabii ki.
Veya
pardon, neden olmasın ki… Hadi abartalım; bu kartlardan birinin
yarın dönüp dolaşıp (ve hala sağlam kalıp :) bize ulaştığını
düşünsenize…
Kelimelerin yetersiz kaldığı… hatta nefesimizin kesildiği an olmaz
mı o an?
”
Ne güzel
değil mi? Bunları Tunç Kılınç’tan okurken aklıma, daha önceleri
maillerde okuduğum, sanırım çoğunuzun rastladığı “askıda kahve “
konusu geldi. Bir kafeye gidip bir kahve alıyorsunuz ve biri askıda
diyorsunuz. İki kahve ücreti ödeyip çıkıyorsunuz. Muhtaç biri de
sizin o askıya bıraktığınız kahve ücretiyle sıcak bir kahve
içebiliyor soğuk bir kış gününde. Hem onun, hem sizin içiniz ısınmaz
mı? Hangi ülkedeydi, İtalya mı? Şimdi hatırlamıyorum. O zaman çoğu
gibi ben de “ ne güzel ya “ demiştim ve öylece oradaki güzelliğiyle
kalmıştı. Sonra ülkemizde de bazı şehirlerde bazı fırıncılar
tarafından böyle bir hareketi duymuştum. Hafızam, tam bir balık
hafızası bu aralar, neresi olduğunu yine hatırlamıyorum. Neyse ki
şimdi yapılabilecek, hiç de zor olmayan ve de bir tebessüme sebep
olabileceğimiz, aynı anda yaptığımızdan dolayı bizim de tebessüm
edebileceğimiz bir hareket başlattı Tunç Kılınç. İki hafta önce
Beyaz Show’a katılarak bu hareketten bahsetmiş, belki denk
geldiyseniz izlemişsinizdir. Programı sonuna kadar
izleyebilseymişim, bir ay önce beni heyecanlandıran bu konuyu
hatırlar ve ertesi gün sizlere aktarırmışım. Bugüne kısmetmiş.
FMK kartlarının baskı alabileceğiniz, A4 boyutundaki
dosyasının
linki aşağıda, kesip kıyaklarınıza başlamanız için sizi bekliyor J
Ayrıca almanca, ingilizce ve fransızca olarak hazırlanmışları da var
blogta. Hatta Tunç Kılınç, diğer bir çok dilde de kartlar
hazırlanması için çalışıyor. En son, japonca için yardım arıyordu J
http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2009/02/faili_mechul_kiyak_a4.jpg
FKM Hareketi ile
ilgili uygulamaya başlarsanız ki bence başlayın, bu güzel hareketi
başlatan Tunç Kılınç’a geri dönüşleri iletmek üzere, bana
gonencsolak@gmail.com mail adresimden birkaç örnek iletmenizi
rica ediyorum.
Balarısı Melis’ten
J
Sanırım çocukluğun
ve ebeveynliğin en keyifli zamanlarındayız. O çok şikayet ettiğim
inatlaşmalar bile öyle komik hallere geldi ki. Artık her konuda
yorum yapabiliyoruz, her olaya karşı cümlelerle tepki veriyor, sebep
– sonuç arayabiliyoruz. Bir çok şeyi diretmekten vazgeçmemin de
bunda etkisi var sanıyorum. Israrcı olmadım hiçbir zaman balarısına
karşı, ancak sabrımın tükendiği anlar oldu, olmadı değil. Beni en
iyi siz anlarsınız J
Hala bazı
konularda inadı, herşey hemen olsun isteği var Melis’in ama artık
tepinerek, ağlayarak göstermiyor bunları. Sözlerle ısrarcı şimdi,
hem de hiiiiç istifini bozmadan, mimikler hoşlaştı hatta komik
diyebilirim.
Her gece içtiğimiz
sütün yerine kakaolu süt koymaya başladı bu aralar. Geçen akşam
almayı unutmuşuz, süt var ama kakaomuz kalmamış. Bizimkinin eşref
saati geldi, istedi sütünü. Tam da ben onu kendi klozetine oturtup,
haydi tuvaletini yap ve hemen uyuyalım derken. Bu an çok çetrefilli
bir an, tuvalet sorununu yeni çözen her anne beni anlayacaktır. Her
an her şey bir tek olayla, küçücük bir negatif durumla bile alt üst
olabilir. Annecim çok üzgünüm ama kakaomuz kalmamış dedim panikle. “
Ama ben kakaolu şüt istiyorrruuuum “ şeklinde şişirildi dudaklar (
aslında bu Melis’in dilinde “nesguiiiing şüt ” ama durduk yerde
reklam yapmayalım şimdi değil mi? ). O an ne yapabilirim onun yerine
diye süratle düşünmeye başladım, çünkü kalkıp “ ben de tuvaletimi
yapmıyorum o zamaaaan” diyecek, bundan adım gibi eminim. Acaba şu
çikolatalı kremayı mı karıştırsam süte diye düşünürken, sanırım
yapabilirim ben dedim. Bu arada babamız da banyo kapısında bizi
izliyor.
Hemen döndü
babasına muzaffer bir edayla :
-
Hıııım bak yapıcakmış, gördüüün mü?
Ve bana döndü
sonra asil kraliçe :
-
Hadiii yap bakalım görelim, nasıl yapıcaksın !
Emrimi alır almaz
mutfağa giderken, kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum J.
Herkese mutlu
günler dilerim :)
Sevgiyle sağlıklı
kalın.
Gönenç TOPÇULAR

|