|

BAL
ARISI
15 Haziran 2009
SENDEN, BENDEN,
BİZDEN...
Merhabalar,
Yaz tadında,
neşeli, huzurlu, renkli, güneşin aydınlattığı ve ısıttığı sıcacık
şeyler paylaşmak istiyorum sizlerle. Gönlümden her hafta geçen bu
ama ne mümkün !!!
Her hafta, pes
dedirten olayları ve olaylara dair yorumları aktarmak hoş olmayacak
ama hayat bu hale geldi. Her gün ayrı bir haberle içimizin bir yanı
buruluyor. Gazete okumak, haber dinlemek istemesem, bu kez de
kendimi duyarsız hissedeceğim.
Tam da Babalar
Günü’ne günler kala gördünüz, duydunuz ya da okudunuz siz de değil
mi? Siirt’te babasından ve ağabeylerinden kaçıp bir radyoda
arkadaşlarına sığınan, oraya geldiklerini görünce korkudan 6.kattaki
balkondan atlayan ( ki atıldığı da iddia ediliyor), yetmemiş gibi
götürüldüğü hastanede yine baba ve ağabeyler ve de akrabalar
tarafından beş yerinden bıçaklanan kızı. Buna kısaca töre deniyor.
TÖRE.
Habere yapılan
yorumlar da en az olay kadar korkunç. O saatte 17 yaşında kızın ne
işi varmış sokakta ( farkındaysanız acaba neden denmiyor ).. Radyo
zaten çok disiplinizmiş, kapatılmalıymış hem de süresiz.. Hala
ölmemiş kız dokuz canlıymış helal olsun !
( merhamet
duygularımız da tavan yapmış durumda )...
Töre ... Söyleyişi
kısa ve kolay. Anlamını kavramak ise çok zor. Hatta bana göre
imkansız. Ne mantığıma, ne anlayışıma ne vicdanıma sığar. Son
zamanlarda daha sık duyar olduk. Belki yıllar önce, iletişim
araçları bu kadar yaygın olmadığından duymaz, bilmezdik. Her zaman
vardı oysa. Töre diyerek sanki yasallaşacağı düşünülen zihniyette,
düğünlerin cenazeye, geleceklerin karanlığa dönüştüğünü şimdilerde
daha sık duyuyor ve görüyoruz.
Son olayda bir
babanın kızına reva gördüğü hayat bu işte, can bedenden çıkmalı,
cezası bu olmalı. Neden cezalandırmak istemişler? Çünkü sevdiği ile
evlenmek istemiş, oysa onlar kızın geleceğini planlamışlar.
Kendinden yaşça büyük biriyle evlenecek, gelenekler yerini bulacak,
karşılığı ya arazi ya para vs. olacak. Tamamen duygusal yani. Töre
böyle emretmiş, yoksa başka bir şey değil. Ne haddine senin sevmek?
Anneyi merak ediyorum. Haberlerde anneye dair bir şey göremedim.
Bir anne için kolay mı? Baba cezayı kesmiş, e peki anne?
Düşün taşın netice
eğitime geliyor sonunda. Bu kararmış gözler eğitimsizliğin ürünü,
yanı sıra vicdan ve merhamet. Geçen ay Mardin’de düğünün cenazeye
dönüştüğü olay sonrası, Yılmaz Özdil’in çok güzel bir yazısı vardı.
Diyor ki ;
“Atatürk'ün
hayali "toprak reformu"nu gerçekleştirmezsen, "köy
enstitüleri"ni kapatırsan... Bin yıl bile geçse, çıka çıka aynı
kapıya çıkarsın:
Ya terörizm, ya törerizm. “
Babalar Günü öncesinde bir babanın bana yaşattığı duygulardı bunlar.
Kendi babacığımı düşünüp şükrettim bir kez daha.
Sevgi dolu, okuyan, okutan, düşünen, düşünmemi sağlayan babam.
Kendim olmamı sağladığın için ne kadar teşekkür etsem az sana.
Onurlu, ayakta dik durabilen, okuyan, araştıran, gülmeyi seven,
insan sevgisi olan, mücadeleci bir insansam bugün, sana borçluyum
dağlar kadar. Her insan gibi şaşırdığım, yanlışa yol aldığım anlarda
yanımda bulduğum, beni doğruya çeviren, aydınlığı gösteren babam.
Her kız evladının olduğu gibi, benim en büyük kahramanım babam.
Babaların masefeli sevgisi olurmuş öyle derlerdi büyükler, ben ve
kardeşim hiç yaşamadık, babam bizi sevmeye hiçbir zaman mesafe
koymadı. Sardı, sımsıkı sarıldı, sevgisini de desteğini de her an
hissettik. Allah daha uzun yıllar eksik etmesin başımızdan. Canım
babam, Babalar Günü’n kutlu olsun.
Canım eşim, hayat paydaşım, can yoldaşım, bal arımın en büyük
sevdası babacığının,
Ve
tabii ki Bursalı Annelerimizin en büyük destekçisi, bizim
kuzucuklarımızın ve bizlerin muhteşem kahramanları Bursalı
Babalarımızın,
21
Haziran BABALAR GÜNÜ kutlu olsun ! J
Kaybettiğimiz değerli babalarımızı da rahmetle anıyorum, toprakları
bol mekanları cennet olsun.
Melis’ten
Sağlıksız bir
hafta geçirdik, Melis’in her zamanki derdi boğaz enfeksiyonu ile
boğuşuyoruz. Bu sefer geliyorum dedi zaten, asabiyet ve
iştahsızlıkla belli etti kendini, bir gecelik yüksek ateşle de
geliverdi ve hastanede aldık soluğu. Neyse ki ateşi çok sürmedi,
tedavimize başladık. Hafif seyrediyor seyretmesine de bu asabiyet
niye bu kadar şiddetli anlamış değilim. Yeni kelimeler de kattı
kendisine üstelik. Haliyle hiçbir şey yemediği için, yesin ve
güçlensin diye de biraz ısrarcı oldum :
-
Annecim n’olur biraz
içsen şu çorbayı, bak senin için hazırladım, uğraştım o kadar,
bak tavuk suyu
çorba hemen iyileştirirmiş, hem doktor abin de öyle dedi.
-
İçmem iştee!
-
Peki, beş dakika kadar
bekliyorum, içersen iyi olur, içmezsen sen bilirsin hep hasta
gezersin, boğazın da hep acır. Ben de sofrayı kaldırır, bir daha da
parka falan götürmem.
-
İnsaffsıısss !
Sevgiyle sağlıklı
kalın.
Gönenç TOPÇULAR

|