Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

ULUDAĞ

6 yaşındaydım kayak yapmaya başladığımda, kardeşimse 4.

Teleskiden çıkarken annem beni, babam da kardeşimi bacaklarının arasına alırdı. Sonra, atom karınca gibi kayardık kardeşimle aşağıya doğru…

Hevesle beklerdik kışın gelmesini, karın yağmasını. Beden Terbiyesinde geçirdiğimiz sömestr tatilleri… Okulun kayak takımıyla katıldığımız yarışlar… Kazandığımız kupalar, madalyalar… Nasıl özledim o günleri…

***************

Geçenlerde sadece bir gün yağan karın tadı damağında kaldı Badem’in. ‘Kar yağsın, kartopu oynayalım, kardan adam yapalım’ diye günlerce başımızın etini yedi. ‘Hadi’ dedik goncamla, ‘Bursa’da kar yağacağı yok, bari dağa çıkalım da doya doya oynasın’. Hamilelik, doğum, ikinci çocuk derken zaten biz de birkaç senedir çıkamamıştık, bizim için de iyi olur diye düşündük.

Son günlerdeki lodos ve yağmur, zaten çok az yağan karı iyice azalmıştı. ‘Nihayet kar göründü’ dediğimizde oteller bölgesine gelmiştik bile.

Çocukluğumdan beri değişmeyen düzensizlik son birkaç senede de değişmemiş ne yazık ki;

Neresinin park neresinin yol olduğu belli olmayan bir yere, boş bulduğumuz bir alana arabamızı park ederek başlıyor serüvenimiz. Park etmiş arabaların ve akan trafiğin arasında yürümeye çalışıyoruz sonra. Dağa daha önce geldiğimiz için biliyoruz hangi yöne gideceğimizi ama ya ilk defa gelmiş olsaydık?... Ne yön soracağımız bir danışma bürosu ne de yol gösteren bir tabela var yollarda.

Badem, ‘ben de’ diye tutturuyor kızak yapanları görünce. Kayak odasındakiler ‘jandarma saat 5’ten sonra izin veriyor, gidin, izin alın gelin, öyle kiraya verelim’ diyorlar. ‘5’te hava kararıyor, o saatten sonra 3 yaşındaki çocuk nasıl kızak kaysın? Kayak yapanların arasında kızak kayan bunca insan jandarmadan izin mi aldı yani?’ ısrarlarımıza ‘Biz karışmayız, gidin jandarmadan izin alın’ cevabını daha doğrusu cevapsızlığını alıyoruz. Kızak kayılacak bölgeyi gösteren bir Allahın kulu yok…

Zil çalan karnımızı, yarım ekmek arasına konulan incecik üç dilim sucukla, Bursa’da bir kangal sucuğu alacağımız fiyata doyuruyoruz. Senelerdir değişen bir şey yok; kazıkla kazıklayabildiğin kadar…

Düzensiz, şekilsiz, estetikten nasibini almamış, mahalle arasındaki apartmanlara benzeyen otellerin arasında kartopu oynayıp, karların üstünde boğuşuyoruz Badem’le. Son derece mutlu O, karın tadını çıkarıyor ve tabi donuna kadar sırılsıklam…

***************

Uludağ, tarihteki adıyla Olympos… Bitkisel çeşitliliği, jeolojik yapısı ile ülkemizin hatta belki de dünyanın sayılı su kaynaklarından bir tanesi… 1961 yılında Milli Park, 1998 yılında ise Kış Sporları Turizm Merkezi ilan edilmiş. İlan edilmiş ama kıymeti bilinmemiş… Doğal ve kültürel kaynakları ile koruma, dinlenme ve turizm alanı olarak değerlendirilmemiş, korunmamış, dünya kalitesinde bir standart yakalanamamış.

Sadece 15 günlük sömestr tatilleri için gidilmesin Uludağ’a, dört mevsim boyunca doğa turizmi için, spor kampları, toplantılar, araştırma gezileri için de gidilsin. Dağın içinde doğayla bütünleşmiş tesislerde kalınsın. Araç kirliliğine ve keşmekeşe son verilsin. Ve lütfen artık oteller bölgesi rant bölgesi olmaktan kurtarılsın…