Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

İLK VELİ SEMİNERİMİZ

 

Eylül’den beri okulluyuz biliyorsunuz. Tahminimizden çok daha fazla katkısı oldu okulumuzun hem Badem’e hem de eşimle bana.

İlk veli seminerimize katıldık geçenlerde. Okul psikologumuzun 4 yaş velilerine düzenlediği ‘Çocuğumdan Ne Bekliyorum?’ ve ‘Anne – Baba Davranışları’ başlıklı seminerde ilk önce; çocuklarımızdan çok sık duyduğumuz ‘büyük kavramı’ işlendi. ‘Ben büyüdüm’, ‘ben yapabilirim’ konusu…

Elimizi attığımız her yerde, örneğin bulaşık makinesini boşaltırken ya da çamaşır asarken ya da yemek yaparken – ‘ben büyüdüm artık, ben de yapabilirim’ diyerek çocuklarımızın kendilerince bize yardım etmeye geldiklerini göreceğimizi, fakat konu, dağıttıkları oyuncaklarını toplamaya geldiğinde ya da yalnız uyumaya geldiğinde ‘artık büyümüş olan’ çocuklarımızın  ‘kıvırdıklarını’ görebileceğimizi anlattı psikologumuz.

Bu yaş dönemine birçok yerde ‘ 1. Ergenlik dönemi’ deniliyormuş.  

‘Küçük ergen’lerimizin aslında bizi yansıttıkları, annenin babayı kapıda karşılamasının, karşılama sözcüklerinin, ailecek yemek yenilmesinin, o gün neler yapıldığı ile ilgili sohbet edilmesinin, anne babanın birbirleriyle iletişimlerinin çocuklar tarafından kopyalandığı konusu ile devam etti seminerimiz.

‘Bir arkadaşınızdan kendi çocuğunu size getirip bırakmasını isteyin ve çocuğunuzun ‘misafirini ağırlamasını gözlemleyin’ diye öneride bulundu Psikolog Hanım. ‘Sizin misafirlerinize yaptığınızın aynısını Onun da arkadaşlarına yaptığını göreceksiniz’.

Bir veli, çocuğunun ‘neden?’ diye sorarak her şey için açıklama istediğini ve bu ‘neden?’ lerin açıkladıkça uzadığını, açıklama yapmadıklarında da ‘benim haklarım var, bana cevap vermek zorundasınız’ dediğini anlattı. Psikologumuz ‘çocuklarınıza karşı dürüst, net, az ve öz olmalısınız’ dedi. Evet, onlara yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın nedenlerini anlatmalı ama yeri geldiğinde de ‘ben senin annenim ve böyle olmasını istiyorum’ diyerek daha fazla açıklama yapmadan dediğimizi kabul ettirmeliymişiz.

Örneğin dışarı çıkacağımız zaman giyinip, süslenip ‘hastaneye gidiyorum’ dememeliymişiz. ‘Yalancının mumu hikayesine dönmeyin. Şimdi belki anlamıyor olabilir ama ya anlamaya başladığı zaman? Hastaneye böyle şık giyinip, makyaj yapıp gidilmediğini fark ettiği zaman?‘…  Kendimizi sürekli yöntemler arayacak hale getirmemeliymişiz, yöntem arayarak sadece kendi kendimizi yormuş olurmuşuz.

Tabi konu her velinin şikayeti olan oyuncak konusuna da geldi. Bir veli, çocuğunun istediği her oyuncağı almamak için bazen ‘çok pahalı’ dediklerini ve çocuğun da ‘pahalı’ kelimesini duyduktan sonra oyuncaktan vazgeçtiğini söyledi. Psikolog Hanım ‘ama her ucuz oyuncak da alınmamalıdır. Pahalı ve ucuzun yanında kaliteli ve faydalı kelimelerini de çocuğunuza öğretirseniz daha iyi olur’ diye ekledi.

Ve bir diğer can alıcı konu; yemek yememe. ‘Tatile gittiğimizde dikkat edin, havuz/deniz kenarında elinde tabakla çocuğunun arkasında dolaşan sadece Türk annelerdir’ dedi. Bir çocuk sıvı tükettiği sürece 3 gün yemek yemeden durabilirmiş. Çocuklarımızın peşinden koşup yemek yedirmeye çalışmak yerine ‘acıkınca haber vermelerini’ istemeliymişiz. Böylece kendilerini ifade etmeyi de öğrenirlermiş.

‘Çocuklarımız düşecek, kalkacak, canları yandıkça dikkat etmeyi, bedel ödemeyi öğrenecekler’ diye devam etti.

Cinsiyet farklılıklarının öğrenildiği bu yaşlarda artık tuvalete ve banyoya birlikte girilmemeliymiş. Çocuğumuza ‘herkesin vücudunun ayrı, özel’ olduğu öğretilmeliymiş. ‘Ayıp’ kelimesi yerine ‘ bunu yapmak doğru değil / hoş /uygun değil. Bu hareketinden hoşlanmadık’ denilmesini daha uygun buluyormuş okul psikologumuz. 

‘Okula başlamış olan çocuk artık anne babasından ayrı yatmaya hazırdır’ dedi üstüne basa basa. Çocuğumuzu yatağımızda yatırmak yerine ya da kendi yatağında yatan çocuğumuzun yanına uzanmak yerine yanına oturup eli tutulabilir, sırtı okşanabilirmiş. Hatta bu sırada kitap okumak çok da iyi olurmuş.

Bir önemli not da; 4 yaş çocukları için babaların ‘aferin’ demesindense annelerin ‘aferin’ demesi daha etkiliymiş.

Okul psikologumuza ve okulumuz Yiğitalp yetkililerine bu güzel ve faydalı seminer için teşekkür ederim.