|

‘KÜÇÜK DAĞLARI BEN
YARATTIM’
…
Eve
doğru gidiyoruz. Arabada bana eşlik ediyor kendileri küçük ama
sevgileri çoook büyük kavalyelerim.
Yalancı bahara gerçek sanıp inanan ağaçlar, güneşin ışıklarına
aldanıp çiçek açmışlar.
Derin bir nefes alıp mutluluğu içime çekiyorum.
Evimizin yanındaki parkta arkadaşlarını gören Badem ‘üffen annecim,
biraz parkta oynayalım mı, üffeennn?’ diyerek gözümün içine bakıyor.
Hayır diyebilmek ne mümkün o yalvaran bakışlara…
Arabayı park ederken, alt komşumla bir şeyler konuşan bir kadın
dikkatimi çekiyor. Beyaz çerçeveli siyah devasa gözlükleri, kırık
dalga yapılmış uzun kızıl saçları ve kırmızı ruju dikkatimi çeken
ilk şeyler olmakla birlikte daha tanışıp konuşmadan kadının
kompleksli bir tip olduğu hissine kapılıyorum. Önyargılı olmamalıyım
diyorum sezgilerim beni yanıltmadığını bilmeme rağmen.
Badem kaydıraktan kayan arkadaşlarının yanına koşuyor hemen, Kaşık’ı
da salıncağa oturtuyorum. Kuzular memnun. Kuzular mutlu.
Herkese ‘merhaba’ dedikten sonra komşumla başlıyoruz sohbete oradan
buradan, çoluktan çocuktan… Adını hala bilmediğim ama kompleksini
daha uzaktan hissettiğim ‘küçük dağları ben yarattım’ edalı kadın
bir taraftan bizi dinliyor diğer taraftan da parkta oynayan kızına
emirler yağdırıyor.
‘Bir arkadaşım ikinci çocuğuna hamile, birkaç kez düşük yaptı, buna
da bir şey olacak diye çok korkuyor, ikinci çocuğu da çok
istiyorlar’ diyor komşum.
‘Umarım her şey yolunda gider ve bebeklerini sağlıklı bir şekilde
kucaklarına alırlar. Ne kadar olacak büyükle araları?’
‘Üç
yaş kadar’
‘ :
)Hemen hemen benimkiler gibi, ne güzel : )’
‘Aaaa ben sinir oluyorum böyle çocukların arasında fazla yaş farkı
olmadan doğum yapanlara. Neymiş efendim ikisi de bir arada
çıksınlarmış. Yazık değil mi yani sen büyüğün ihtiyacı olan bütün
ilgiyi alakayı küçüğüne vereceksin. Çok bencilce buluyorum ben bunu’
diyerek muhabbetin içine atladığında ‘küçük dağları ben yarattım
kompleksli’ kadın bir anda kanımın çekildiğini, vücudumun uyuştuğunu
hissediyorum.
‘O
sizin fikriniz. Herkesin tercihi, kararı, ikinci çocuğu isteme ve
doğurma sebebi başka olabilir. Benim çocuklarım arasında da 2 yaş
dört ay var ve iyi ki öyle olmuş hatta kısmetse önümüzdeki sene yani
küçük oğlum 2 yaşına gelince üçüncü çocuğumu da doğuracağım’ diyorum
sinirden küt küt çarpan kalbimin hızıyla yarış edercesine.
Kadın belki de hep ‘siz haklısınızcı’ lara alışık olduğundan
afallıyor, yutkunuyor, derin bir nefes alıp ‘sizinkiler istisna
demek ki, ne güzel kıskançlık olmamış’ diyor.
‘Olmaz olur mu? Hem de nasıl oldu. Pedagoga bile gittik. Abimiz
şimdi çok çok daha iyi. Tabi arada sırada ufak tefek kıskançlıklar
oluyor ama sorunlu zamanları geride bıraktık. Hatta şimdi ufaklık
başladı kıskançlığa. Bazen abi kucağımda olduğunda kıyametleri
koparıyor abiyi bırakayım da Onu alayım diye. Normal olan, sağlıklı
olan da birbirlerini kıskanmaları değil mi zaten? Arada ki yaş farkı
ne olursa olsun?’ diyorum.
O
sırada kızı bir şey soruyor ‘küçük dağları ben yarattım kompleksli’
kadına. Kızının yanına gidiyor emir yağdıra yağdıra. ‘Dur, nereye
gidiyorsun? Söyleyeceklerim daha bitmedi. İnsan ikinci çocuğu olunca
bütün ilgisini alakasına Ona vermez ki. İlk göz ağrımı nasıl
unuturum? Onun ihtiyaçlarını nasıl görmemezliğe gelirim? Annelik bu
mudur? Annelik birini bulunca diğeri unutmak mıdır? Sen herkesi
kendin sanma!!!’ diye devam etmek istiyorum ama baharın huzurunu,
kuzularımın mutlulukla oynamasını bozmak istemiyorum.
Kızgınlığım kadının söylediklerine değil, söyleyiş biçimine. İster
tek çocuk, ister iki ister üç, ister az yaş farkı ister çok, bu
tamamen size, eşinize, hayat, çevre şartlarınıza, önceliklerinize,
beklentilerinize kalmış. Seçim sizin. Hayat sizin. Ama kadının
konuşurken yüzünün aldığı ifadeyi bir görmeliydiniz. Sanki az yaş
farkıyla çocuk doğurmak iğğğğğrrreeennnççççç bir şeymiş gibi ekşitti
suratını. Ve tabi kullandığı kelimeler… Sonradan öğreniyorum ki
‘küçük dağları ben yarattım kompleksli’ kadın eğitimli, kariyer
yapmış, iyi de para kazanan bir bayanmış. Ama insan olamamış…

|