Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

TURKUAZOO VE PANORAMA 1453

 

‘Şu sarayı görmedik, bu müzeyi ziyaret etmedik, o camiye gitmedik’ diye sık sık hayıflanmamıza rağmen İstanbul’a ‘kültür’ gezimiz oldukça azdır. Genelde ‘gezelim, eğlenelim’ modunda gideriz. Gerçi biz Türkler’ in genel sorunudur bu ama şimdi bahsetmek istediğim konu bu değil.

Anneler Gününün olduğu hafta goncamın ailesi bizi ziyarete gelmişti Adana’dan. Kayınvalideme ne hediye alsam diye düşünürken aklıma geldi İstanbul’u daha önce hiç görmedikleri. Biz de uzun süredir Turkuazoo ve Panaroma 1453’ ü ziyaret etmek istiyorduk. İstanbul gezisi hem onlara hem de bize çok iyi gelecek, böylece bir taşla iki kuş vurmuş da olacaktık.

Kaşık Bey’i, evde, teyzesiyle bırakıp Pazar sabahı 7 civarında düştük yollara.

İlk durağımız Turkuazoo İstanbul Sualtı Dünyası oldu.

80 bin m2’lik alana kurulmuş, 10.000 farklı canlı türü ve 25.000 canlısı ile Turkuazoo daha kapıdan girer girmez etkiledi bizi. Türlü ağaçlar ve çiçeklerle dekore edilerek gerçekten ormandaymışsınız havası yaratılan akvaryumda, fonda sakin sakin çalan müzikten tutun da, üşütmeyen ama sıcaktan da bunaltmayan ısı ayarına, temizliğe, yol ve yön gösterici tabelalara, sualtı canlılarının çeşitliliğine ve personelin güler yüzlülüğüne kadar her şey çok profesyoneldi. Badem kadar biz büyüklerde çok etkilendik. Dolaşırken ‘canım Türkiye’min canım insanları böyle modern tesislere, profesyonel organizasyonlara layık. Türlü siyasi oyunlardan bunalmış milletim insanı çok daha güzel şeyleri hak ediyor’ diye geçirdim içimden.

Turkuazoo, Avrupa’nın en büyük alışveriş merkezi Forum AVM içinde kurulmuş. Eee tabi oraya kadar gitmişken alışveriş yapmadan olmaz diyerek kuzulara bir şeyler aldık ve öğlen yemeğimizi de Forum’da yedik.

Bir sonraki durağımız İstanbul 1453 Panoramik Müzesi oldu. Eskiden Trakya Otogarı olan müzenin olduğu Topkapı’ya doğru yaklaştıkça surların arasına hatta içine yapılan evleri ve birde bunlar yetmezmiş gibi surların üzerine takılan çanak antenleri görünce çok çok üzüldük. Mirasımıza sahip çıkmak bu kadar zor değil ki…

Uzun bir kuyruk vardı girişte. Annem ‘acaba bu kadar beklediğimize değecek mi?’ endişesi içinde.

Vee içeriye daha ilk adım atışımızda nefesimiz kesildi gördüğümüz güzellik karşısında.

Panoramanın kalbi olan, 38 metre çapında bir yarım küre üzerine yapılan 3 boyutlu resmi gördüğümüz ilk birkaç saniye tek kelimeyle şok yaşadık.

İstanbul’un fethinin resmedildiği, 8 sanatçının 3 yıl süren çalışması sonucu ortaya çıkan resmi gördüğümüzde ne zaman ne de mekan kavramımız kaldı. İçerideydik ama dışarıdaydık da, 2010 yılındaydık ama 1453’ deydik de… Fondaki Mehter Marşıyla, top sesleriyle ve resimdeki o incecik detaylarla gerçek fethe öylesine yakındık ki…

Panoramanın güzelliğinden sıyrılıp gerçek hayata dönmemiz süre aldı… Kendimize gelince rotamızı Sultanahmet’e çevirdik.

İstanbul’da yapılacak en güzel şeylerden biri olan tekneyle boğaz turu yaptık. Tarihi sarayları, yalıları, camileri, sahili, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü boğazdan gördük. İstanbul’da aşk tazeledik.

Sultanahmet’te ki güvercinlere yem verdik, işportacılardan küçük hediyeler almayı da unutmayıp, akşam yemeğimizi de yedikten sonra evimize doğru yola çıktık.

Bu arada madalyonun bir de öteki yüzü var yani bu güzel gezinin içime en çok oturan kısmı;

Sabah çok erken yola çıktığımızdan Kaşık Bey’i uyur halde evde bırakmıştık. Gecenin bir yarısı döndüğümüzde de doğal olarak uyuyordu küçük kuzum. Gece 2 civarında emmek için uyandı. Beni gördüğünde yüzünün aldığı ifadeyi, mutluluğunu bir görebilseydiniz… Küçücük kalbinin heyecanlı çarpışını tarif edebilecek kelimeleri bulmam imkansız…  Kokumu içine çeke çeke emdi uzunca bir süre. Sonra, bir anda Badem’in yatağında uyuduğunu fark etti. İşte o an günün en güzel sahnesiydi benim için. Emmeyi hemen bıraktı. Abisinin yanına gitti, saçlarına dokundu. Kendince bir şeyler söyledi.

Baktı abisi hareket etmiyor, hala uyuyor, yatağa çıkmaya çalıştı. Kucağıma alıp abisinin yanına koydum. Küçücük başını Badem’in yanına, yastığa koydu, bıcır bıcır bir şeyler anlattı ve abisinin başını okşadı usul usul. Öyle güzel, öyle rüya gibiydi ki…

Bu sırada ben ne mi yaptım? Gözyaşlarıma hakim olamadım… İkisine de kocaman sarıldım, öptüm, kokladım…