|

Çocuğuma Dokunmayın
Hafta içi her sabah erkenden kalkıp evimin iki erkeğini öpe koklaya
yolcu ettikten sonra işe gitmeden kahvaltı sofrasında 10-15 dakika
kadar televizyon izliyorum.
Son 6 aydır, Müge Anlı’nın programına takıldım kaldım.
Programın formatı hep böyle miydi? Yoksa zaman içerisinde bu şekline
mi dönüştü bilmem ama dehşet dolu gerçek hayatları izledikçe içim
daralıyor.
Ne zaman, nasıl bu hale geldik?
Her geçen gün korkunç olaylara bir yenisi ekleniyor ve her seferinde
izlerken ‘’YUH’’ ‘’PES’’ dedirtiyor.
Geçen hafta gelen bir e-postada yine şehir efsanesi diye okuyup
inanmadığım korkunç bir hikaye vardı. İstanbul'da trafik ışıklarında
çocuklardan aldıkları sakızı çiğneyen bir çift bir kaç kilometre
sonra fenalaşıyor arabayı zor sağ şeride çekiyorlar. Onları takip
edenler, baygın çifti ormanlık alana götürüyor ve baygın olan kadına
defalarca tecavüz edip bırakıyorlar. Okurken inanmadığım bu
olayı, 1 hafta sonra gazetede manşette görünce şok oldum. Artık çok
eminim ki her an her şey olabilir. Kapımın altından evime su girse
dahi boş bulunup kapıyı açmayacağım. Trafik ışıklarında çocuk dahi
olsa kimseden bir şey almayacağım. Evimin de , arabamın da
kapılarını kitlemeye devam edeceğim.
Çocuk kaçırmaların, cinsel tacizlerin, tecavüzlerin, cinayetlerin,
türlü düzenbazlıkların sonu asla gelmiyor.
İşin en korkunç yanı da katil hep ailenin yakınlarında, hatta
içinde…
Kaybolan çocuklarında ortak tek noktaları, sokakta oynamaları,
yalnız başlarına bırakılmaları, anne babanın kontrolü dışından bir
yerde iken başlarına bu korkunç olayların gelmesi.
Zaten pimpirikliğin doruklarında bir anne olarak artık nefes dahi
aldırmıyorum CAN’ıma. Bir grup anne ile katıldığımız grup
terapilerinde de psikologumuz, çocuklarda cinsel taciz ve
korunmaları konusunda değindiklerinden sonra, pimpirikliğin günümüz
şartlarında olması gereken olduğuna kanaat getirdim.
Ben çocuğumu kimse ile yalnız bırakmıyorum, doğduğundan beri 1 gece
bile ayrı yerlerde kalmadık. Tuvalet eğitiminden beri anlayabileceği
şekilde, bedeninin kendisine özel olduğu, kimsenin ona
dokunamayacağını öğretmeye çalışıyorum.
Sokaklarda oynama devri çoktan kapanması gerekirken, ne yazık ki
geçen hafta Konya’da 4 yaşındaki bir kız çocuğu annesi tarafından
ekmek almak için bakkala gönderiliyor ve sonrasında akıl hastası
komşu tarafından öldürülüyor. Müge Anlı anneye, nasıl o yaşta ki
çocuğu tek başına gönderirsin diye sorduğunda, ne var ki günde 2-3
kere giderdi cevabını alıyor.
Bir önceki olay da çok korkunç; 6 yaşında bir tek fotoğrafı bile
olmayan, çöplükten bulduğu ekmekle karnını doyuran Muhammet’in tek
suçu annesinin yasak ilişkisine tanık olmak mıydı?
Yoksa 45 gündür domuz gibi her gün programa çıkıp sözüm ola oğlunu
arayan, anne olmayı hiç hak etmeyen bir kadın ile dünyadan bir
haber, çocuğumu sevmiyorum diyen bir babanın çocuğu olarak dünyaya
gelmek mi?
Bir kadına hayatında sunulan en büyük ödülü anne olmaktır.
Anne olmak bir kadının hayatında milattır, öyle ki artık bedeniniz
dışında atan bir kalp ile yaşarsınız. Yavrunuzun ömrünün bir
saniyesi için ömrünüzü vermeye hazırsınızdır.
Ben CAN’ım için burada dile getiremediğim duygular beslerken, nasıl
olur da bir kadın ( anne demek istemiyorum ) kendi CAN’ından,
kanından yavrusunun hayatına son verir. Hiçbir akıl hastalığı
tanımına bile giremeyecek bu korkunç, iğrenç kadına verilecek en
büyük ceza, onu biz annelerin ellerine vermek olacaktır.
İdam cezasının kaldırılmasını hiç anlamayan bir anne olarak,
tecavüzcülerin, katillerin kesinlikle eski usul
sallandırılmalarından yanayım.
Verin o canavarı da biz annelerin eline… Evlat diye inim inim
inleyen niceleri ile keselim hesabını…
Müge Anlı’nın çok güzel iki tespiti ile bu hafta ki gergin yazımı
bitirmek istiyorum.
Birincisi, biz Türk milleti çok meraklıyız, yolda tanımadığımız
kişilerin çocuğumuzu sevmesine, öpmesine, iltifat etmesine…
Bırakın sizden başka kimse öpüp koklamasın, kimse iltifat etmesin
yavrunuza.
Çocuklarımızın sadece bizlerin sınırsız sevgisine, ilgisine ihtiyacı
var, bir yabancının, konu komşunun ilgisine değil.
‘’Çocuklarımıza Dokunulmasına İzin Vermeyelim’’.
İkincisi, özenip bizi alsınlar diye türlü taklalar attığımız
Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, sokaklarda oynayan çocuk göremezsiniz.
Böyle bir kültür asla yoktur. Hem anne baba için, hem de toplum için
çocuk gerçekten değerlidir. Özgüvenli olsun, aman üstüne çok gitme,
biz öyle büyümedik mi demeyin sakın. Bizden çok daha özgüvenli ve
sağlıklı çocuk yetiştirdikleri ortada.
Biz istediğimiz için dünyaya gelen CAN’ların hepsi çok değerli.
Anne-babasını seçme hakkı olmayan nice CAN’ların yitip gitmesine
daha fazla tanık olmak istemiyorum.
Sevgi, sağlık ve hoşgörü ile…
07.06.09
Özgür İde Acarbabacan

|