|

Tatil Sonrası Yol İşkencesi
Uzun tatil yapabilen şanslı
insanlardanım, köşemde yazılarımda son bir kaç haftadır sizlerle de
paylaşıyorum tatilimin nasıl güzel geçtiğini, nasıl güzel
dinlendiğimi...
Son haftayı daha bir özlemle
bekliyorduk. Beklenen gün geldi, CAN babasına, ben kocama kavuştum ve geçen sene
keşfedip bir senedir hayalini kurduğumuz Söğüt'e sağ salim vardık.
Biz karı koca sevmiyoruz her şey
dahil, hepsi birbirine benzeyen tesisleri, yorucu tatilleri.
İstediğimiz şeyden istediğimiz kadar yiyip içip, mümkün olduğu kadar
az insan görmeyi, televizyon, müzik, gazete, internetten uzak
beynimizi tamamen boşaltıp tazelenmeyi seviyoruz.

Tam da istediğimiz gibi sakin, sessiz,
tamamen doğal bir ortamda olmanın rehaveti ile ışık hızı ile geçti
günler. Fotoğrafta ki balıklarla birlikte yüzdük.
CAN'ım, kaldığımız pansiyonun her
şeyi, Selahattin ve Vedat abileri sayesinde her gece yeni bir
sürpriz heyecanı ile yemeklerini yedi.
Kolluklarını hiç kullanmadan iskeleden
atlayıp bizimle birlikte saatlerce yüzdü.

İlk kez balık tuttu.
İlk kez tuvaleti geldiğinde, ''anne
anahtarı bana ver ben tek başıma odaya gidebilirim'' dedi.
İlk kez kalamar ve ahtapot yedi.
(maalesef bizim parmaklarımızı yediğimiz o muhteşem lezzetleri
beğenmedi)

Bol bol, bizi hayrete düşürecek kadar
çok fotoğraf çekti, kamera ile kayıt altına aldı kendi bakış açısı
ile tüm güzellikleri.
Manzara restaurantı ve sahiplerini
geçen seneden hatırladı, bizi şaşırttı.

Zirveye çıktığımızda, güneşin Datça
yarımadasının ardına batışını bizimle keyifle izledi.
Yunan adalarına bakıp, bizimle ah ah
diyip iç çekti.
Son gece tatilin bitiyor olmasının
verdiği hüzünle, evimizi kiraya verelim biz artık burada yaşayalım
dedi.
Ve ben bu tatilde bir kez daha farkına vardım ki artık
benim CAN'ım kocaman bir çocuk olmuş.
Bize daha az bağımlı, daha özgür, daha
güvenli...
***
Tabii her güzel şeyin olduğu gibi
bizim tatilimizin de bir sonu oldu. 22 Ağustos sabahı keyifle köy
kahvaltımızı son kez edip yola koyulduk. Erkenden evimize
varmayı planlamıştık, Akhisar'ı bir kaç kilometre geçince aniden
yolda araçlar durdu. Eyvah yoksa kaza mı oldu diye endişelendik ve
bir süre sonra yol çalışması nedeni ile yolun saat 15-18 arası
trafiğe tamamen kapatıldığını öğrendik.
Saat henüz 16.00 ve
kilometrelerce oluşan bir konvoyun arasında kaldık. Sabırla saatin
18.00 olmasını bekledik ama nafile, saat 19.00 'da telefonla İzmir
Karayolları Müdürlüğüne, ardından Bursa Karayolları Müdürlüğüne
ulaştım. Telefonu açan yetkili son derece bitkin ve yılgın sesi ile
özür dileyip, bilgisi olmadığını istersem şantiye şefinin telefonunu
verebileceğini söyledi.

Şantiye şefi de özür dileyip 20 dakika
içinde yolun açılacağı bilgisini verdi. Yol 19.45 de açıldı ve
saatlerce birikmiş yüzlerce araç, içinde mahsur kalmış binlerce kişi
yola koyuldu.
Taşeron firmanın Özdoğanlar İnşaat
olduğunuöğrendim. Yol çalışmasının, yılın bu döneminde tam da tatillerin en
yoğun olduğu aylarda ve araç trafiğinin en yoğun saatlerinde
yapılması ne kadar doğrudur. Kaldı ki hafta sonu yol çalışmasının
yapılmadığına dair tabelalar var. Şehirlerarası bir yolu tamamen
trafiğe kapatmak tek çare midir? Bekletilen yüzlerce araç içinde hasta bir
insan, doğum sancısı tutmuş bir hamile, ya da aracında yeterli
yiyecek içecek olmadığı için aç kalmış onlarca insan da olabilir.
Ben vatandaş olarak oradan oraya
telefon açıp yol neden kapalı, ne zaman açılacak öğrenmeye çalıştım
ama neden onca saat boyunca bir polis otosu geçip durumu
perişan olmuş insanlara anons edip duyurmadı, merak ediyorum.
Bu sorumsuz davranış yüzünden eve
ancak gece
yarısı ulaşabildik.
Ve 17 senedir gidip geldiğimiz yol,
ilk kez bizi bu kadar yordu.
Tatil sonrası sendromumu en kısa
zamanda atıp yeni senenin projelerini toparlayıp sizlerle paylaşmak
için sabırsızlanıyorum.
Sevgi, sağlık ve hoşgörü ile...
Özgür İde Acarbabacan
23.08.09

|