|
|
      
|
|
|


M. Kemal Atatürk'den
“… Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan
kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar,
aralarında çıkar paylaşarak birleşmiş ittifak etmişlerdir.
Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar duygular fikirler Türkiye’nin
yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Bu yoğunlaşma,
yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek
biçimine dönüşmüştür. Bu geleneğin Türkiye’nin hayatına ve varlığına
aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek,
Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç
hayatına iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Güç ve kuvvet elde
etmişlerdir.
“… Bunların etkisinde kalarak milletin en çok da yöneticilerin
zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak,
insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri
Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan
almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal
vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla
yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir tarihte böyle bir
olay yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.
İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakatlanmış bazı yöneticiler
yüzünden, her saat, her yıl, her yüzyıl biraz daha gerilemiş, daha
çok düşmüştür.
“…Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin,
Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip
düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye’yi atıl ve
çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının
gerektirdiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de
fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı.
Diyorlardı ki, ‘Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam
olmamıza ihtimal yoktur.’ Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı,
bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen
Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar Bizi
idare etsin’ diyorlardı.”
Mustafa Kemal
6 Mart 1922

|