Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

Hem kıskanç, hem fesat!!!

 

Kıskançlık insanın doğasında olan bir duygudur. Aynı zamanda da insanın yaşamını, hatta kendisinden öte aile fertlerini ve sevdiklerini de etkileyen rahatsız edici bir duygudur.

Günlük yaşantımızda kıskançlık yaşayan kişi bu duygusu ile baş edemediği için; kıskandığı kişi veya kişiler ve hatta kurumlarla ilişkileri bozulur. Artık istese de eski tadı almamaya, eski sıcaklığı hissetmemeye başlar. İşte o saatten sonra da korkuları gerçekleşmeye başlar.

Etrafımıza baktığımızda kendisini yetersiz ve değersiz gören ya da çevreden çok kolay etkilenen insanların daha kıskanç oldukları gözlemlenmiştir. Kıskanç kişilerin özgüven ve özsaygıları konusunda şüphelerimiz olmalıdır.

Kıskançlık üst boyutlarda yaşanmaya başlanırsa zarar verme aşamasına gelmektedir.

Ki bu karşı tarafa bilerek zarar verme, incitme ve üzüntü durumuna yol açmaktadır.

Peki ya fesatlık?

Yaptığım araştırmalarda fesatlığın herhangi bir durumda iyimser olmama, kötü düşünme durumu olduğu belirtiliyor.

Bir insan hem kıskanç hem fesatsa ruhu çok çirkinleşmiştir. Karşı tarafın başarılarını çekemez. Herkesi sürekli eleştirir. Eleştirdiği kişilere konuşma fırsatı vermez, her zaman kendisi haklıdır. Olayları sadece kendi tarafından bakmayı alışkanlık haline getirir. Karşı tarafın mutluluğundan haz etmez. Karşısındakinin mutsuzluğundan duyduğu akıl almaz bir his ile onu daha çok üzmek için elinden geleni ardına koymaz.

Bu insanların ruhları ile birlikte yüzleri de çirkinleşir.  Her yerde, her sözüyle, her bakışıyla ve belki de yetiştirdiği evladı ile bile kendisini ele verir.

En tehlikelisi ise ebeveyn olan insanın hem fesat hem de kıskanç olmasıdır ki bu; hiçbir kreş, okul, dost ya da arkadaş tarafından kabul görmez, göremez. Kendi çocuğuyla birlikte sınıf arkadaşlarının başarısından, çocukların mutluluğundan keyif almaz. Herhangi bir yerde herhangi bir annenin söylediği ya da yazdığı övgü dolu sözlerden ya da gurur dolu konuşmadan dahi olumsuz etkilenir ve karşılarındakileri de olumsuz etkilemeye çalışır. Duyulan her sözün ya da gösterilen her başarının kendi çocuğu içinde söylenmesini bekleyecek kadar anlamsız bir yarışa girer. Bu tip ailelerin bu şekilde sığ düşünüp; bu kadar saçma ve basit şeylerle uğraşırken atladıkları çok önemli bir detay vardır.

Onlar bilmezler mi ki her annenin evladı kendisine özeldir ve kendisi için bir tanedir.

Onlar bilmezler mi ki her öğretmenin gönlü o kadar geniştir ki bütün çocuklarına verebilecek sevgileri vardır.

Onlar bilmezler mi ki her kreşin öğrencisi değerlidir ve önde gidenidir.

Onlar bilmezler ki evlatlar hepimizindir.

Onlar bilmezler mi ki dostluk, arkadaşlık kavramları küçük yaşlarda edinilir.

Onlar bilmezler mi ki iyi insan olmak için sağlam adımların çocukluk zamanında atılması gereklidir.

Onlar bilmezler mi ki çocuklar bizim aynalarımızdır.

Onlar bilmezler mi ki çocuklarımızın başarısı aslında kendi başarılarımızdır.

Onlar bilmezler mi ki buraya yazdıklarım sadece anne gözüyle yazılanlardır.

Onlar bilmezler mi ki köşemde yazdığım yazılarım eşimi, ailemi, dostlarımı, öğretmenlerimizi, okulumuzu değil, altında imzam olan beni bağlamaktadır.

Eğer yazdıklarımın altında bir bit yeniği arayan varsa; bunu konuşmak veya tartışmak için cevabı başkalarında değil, bende aramalıdır. 

 

Sevgilerimle

 

Senem Aslan

28.04.2009