Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. 

 

 

 

 

     

 

Anne ben iyileşecek miyim?

 

‘Anne ben iyileşecek miyim?’

Bir annenin evladından duyacağı en acı sözlerden biri.

Savunmasız, melekler kadar saf ve temiz olan küçük bey yatakta öylece yatıyor. Haftalardır süren baş ağrısı ve günde sadece bir kere çıkan ama bir türlü kontrol altına alınamayan ateş; sonunda sol gözünde şişlik ve morluk olarak karşısına çıkıyor. Pazar günü güzel bir organizasyonun içinde olmayı planlayan anne ve baba ve çocuk, yepyeni bir haftaya kötü bir başlangıç yapıyor. Sol gözde meydana gelen şişlik ve morartı sabah uyandığında çok az iken hızla ilerleyip büyük bir balon halini alıyor. Anne telefon trafiğine başlıyor, baba ise internette nedir, ne değildir araştırıyor. Doktor Melek Günel aranıyor, kararlar alınıyor ve saat 14.00 gibi kendilerini Acıbadem Hastanesinde buluyorlar.

 

Doktor Ahmet Vedat Kavurt yaptığı muayene sonucunda tam kan testi istiyor ve zeytin gözlünün damar yolu açılıyor. Dökülen gözyaşları annenin yüreğine bir hançer gibi saplanıyor. Daha nicesinin döküleceği, saplanacağı bilinmeden…

 

Aradan geçen bir saat içerisinde ömürlerden ömürler gidiyor. Sonunda sonuçlar alınıyor ve kandaki CRP değeri çok yüksek çıktığından dolayı hastanede yatarak tedavi edilmesi gerektiği söyleniyor. Anne ve baba hiç tereddütsüz ne yapılması gerekiyorsa bir an önce başlanmasını söylüyor. Melek; Pazar akşamı saat 17.00 itibarı ile beyaz çarşafların içinde savunmasız yatıyor. Antibiyotik tedavisine başlanıyor. Damar yolu ile alınan antibiyotik ve serum küçük meleği yordukça yoruyor ve gözler bir türlü açılmıyor. Hep uykulu, hep yorgun bir havası var. Arada bir açılan gözler, gözyaşlarını salıverip tekrar kapanıyor. Melek bir yanda, anne bir yanda; sanki ikisi de birbirinden saklamak istercesine sessizce ağlıyor. O anda meleğin sordu tek bir soru odadaki herkesi yerle bir ediyor. ‘ANNE BEN İYİLEŞECEK MİYİM?’

 

İnsanın en zayıf noktasıymış anne olmak, beraberinde de en güçlü noktasıymış da. ‘evet, sen çok güçlü bir çocuksun, tedavi olup iyileşeceksin, çünkü sen benim meleğimsin, ben senin yanındayım, Allahın izni ile bu zor sınavı da atlatacaksın’ derken sesini titretmemekmiş. Sonra odanın banyosuna gidip böğüre böğüre ağlamakmış.

 

Anne ve baba yüreklerinden her an kopan acılara karşın her gün, bugün dünden daha iyi diye şükrediyorlar. 2 gün boyunca tam anlamıyla konulamayan teşhis daha da endişelendiriyor onları. En sonunda ‘orbital selülit’ teşhisi konuyor. Herkeste bir telaş, netten bilgiler indiriliyor. Kendi doktorları Melek Günel’den destek alınıyor. Kesinlikle damardan antibiyotik tedavisi alması gerektiğinden hastanede yatması söyleniyor. Aradan geçen 2 tam gün sonunda kan testi yapılıyor. Değerler beklenen düzeyde inmiyor. Ertesi gün için tamografi randevusu alınıyor. Sedasyon uygulanarak tamografi çekilmesi sağlanıyor. Melek çok ağlıyor, hançerler annenin yüreğine inmeye devam ediyor. Her seferinde daha da hızlı, her seferinde daha da çok…

 

Tomografi sonuçlarında orbitanın arkasına geçiş görüldüğü için herkes üzülüyor. Yapılan tedavinin doğru tedavi ve bu yönü de kapsadığı defalarca söylenerek anne ve baba rahatlatılıyor. Anne ve baba hayatlarında hiçbir maddi ve manevi değerin evlatlarından daha önemli olmadığını, ne yapılması gerekiyorsa yapılsını hatırlatıyor.

 

Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler zamanları ilerletiyor. Anne farkında değil…

 

Anne bu yazıyı küçük meleği, bal küpü, zeytin gözlü paşası, canından can kattığı, hayatının anlamı Dora’sı hasta yatağında uyurken yazıyor.

 

Umarım rabbim bu zor sınavı da hayırlısı ile atlatmamıza yardımcı olur ve haftaya sizlere çok daha iyi haberler verebilirim.

 

Dualarınızı ve iyi dileklerinizi bizden esirgememeniz temennisiyle…

 

Sevgilerimle

 

 

Senem ASLAN

29.05.2008