|

Özledim…
İnsan yaşlandıkça, yaşlanmak demeyelim de 30’lu yaşlarda desek daha
mı yumuşak olur acaba?
Peki, o zaman yazının giriş cümlesini değiştirelim
J
……..
İnsanoğlu 30 yaşını devirdiğinde, hele yolun yarısını yaşayıp
geçtiğinde; daha farklı görüp, daha farklı düşünmeye başlıyor.
Eskiyi daha düşünüp, daha bir anmaya başlayıp; özlemlerini aklından
geçiriyor.
Yaşımdan mı yoksa havadan mı bilemedim, özlem duymaya başladım,
geçmişime, geçirmiş olduklarıma…
Doğduğum şehri özledim, benle beraber doğanları da.
4
kişilik baba evimde sabah kahvaltısını, kızarmış ekmek kokusunu,
tereyağlı yumurtayı özledim.
Beni büyüten pamuk annemi (babaannem) ve hediye getirdiği lastik
şekerleri…
Kapının önünde çekirdek çitlemeyi, mahalledekilerle sohbet etmeyi.
Kardan adam yapmayı, kara yatıp bayırdan aşağı yuvarlanmayı,
kızaklarla kaymayı…
İlkokul öğretmenimi, okulumun bahçesini.
Okuldan kaçmayı, dersi kırmayı birde…
Nilay’ı, Mehtap’ı, Yeliz’i, İrem’i, Özgür’ü, Tufan’ı ve diğerlerini
özledim.
Gecenin bir yarısı çalan telefondaki sesi…
Kek
kokan evimizi…
Bahçemizdeki ceviz ağacını.
Saat kulesinin altında buluşmayı,
Kuzenlerimi, bayram sofralarını…
23
Nisan ve 19 Mayıslarda sunduğumuz müsamereleri…
Otobüse binip giderken; ardımdakilere el sallamayı,
Kömür sobasının közünde pişen patatesi, soğanı…
İşten gelen annemi, babamı karşılamayı…
Savaş’ımla aynı odayı paylaşmayı, bilgisayar kavgası etmeyi,
sırlarımı onunla paylaşıp akıllar almayı…
Vizeleri, finalleri…
Denizi, güneşi, kumu…
Kovamı, küreğimi…
Yıl
sonu balomu…
Anı
defterlerimi…
Defterimin arasında kuruttuğum güllerimi…
Atmaya kıyamadığım mektuplarımı..
İzmir’i, Bolu’yu, Karabük’ü, Eskişehir’i, Amasra’yı, İzmit’i,
Bodrum’u, Antalya’yı ve tabi birde İstanbul’u…
Canı, cananı…
En
çok da doyamadığım babamı…
Sevgilerimle
Senem Aslan
14.03.2009

|