|
Öfkenin Doğası ve Algılarımız

Hepimiz zaman zaman öfkeleniriz ve öfkemizi farklı
şekillerde ifade eder ya da ele alırız. Kimileri öfke patlamaları
diye tanımlayabileceğimiz fazlasıyla kızgın olma hali, kırıcı sözler
ve sert hareketlerle sözlü ya da fiziksel şiddet uygulama durumunda
kalabilir. Bazıları da içten içe yaşadığı hayal kırıklığını
belirgin bir öfke yansıması olmadan kendine yönelik bir suçlama
sürecinde depresyon olarak yaşayabilir. Elbette bu iki ucun
arasında öfkenin kişilere ya da durumlara göre değişen görüntüleri
ve ele alınışları vardır. Ö
Öfkenin nedeni ve yansıması nasıl olursa olsun
temelinde algı ve düşüncelerimizde kötü ve zarar verici bir
davranışa ya da duruma maruz kaldığımız, bize haksızlık ya da
kötülük yapıldığı algısıyla birlikte bizim için önemli olan en az
bir kuralın ihlali söz konusudur. Bu algıya eşlik eden bedensel
tepkiler artan kan basıncıyla birlikte hızlanan kalp atışları ve
gerilmiş kaslardır. Duygusal olarak kendimizi huzursuz, kaygılı ya
da çok kızgın hissedebiliriz. Bu durumla başa çıkmak için de
sesimizi yükselterek tartışmaya girebilir, susup direnç gösterebilir
ya da geri çekilip uzaklaşmayı deneyebiliriz. Burada açıklanan algı
/ düşünce – bedensel duyum – duygular - ve tepki verme döngüsünde
öfke sırasındaki bedensel duyum ve duygular kişiye ya da duruma göre
benzer olup ölçüsü bakımından farklılık gösterebilir. Yani bir kez
öfkelendik mi hepimiz bedensel ve duygusal benzer şeyleri
yaşarız. Bu döngüde kişilere göre farklılık gösteren, neyin hangi
durumda öfkelendirdiği ve öfkeyle nasıl başa çıktığımızdır.
Örneğin toplumsal kurallara uyulması ve başkalarının
hakkına saygı duyulması gerekliliği bizim için önemliyse sıramızı
beklerken sırayı bozup önümüze birinin geçmesi bizi
öfkelendirebilir. Adalet ve fırsatlardan eşit olarak yararlanmak
bizim için önemliyse işimizde ücret artışının nesnel performans
değerlendirilmesine göre yapılmadığını belirlemek bizi
öfkelendirebilir. Bu iki örnek çoğu kez pek çok kimse için
öfkelendiricidir. Yine de bu öfkeyle başa çıkışımız kişiden kişiye
değişir. Bir de kendimizi ve başkalarını nasıl algıladığımızı
belirleyen bireysel kurallarımız vardır ve yakın ilişkilerde bu
kuraların ihlali öfkeye yol açabilir. Örneğin bir yakınımız evimizi
ziyarete evde temizlik yapıldığı günlerde üstelik haber vermeden
geliyorsa öfkelenebiliriz. Çünkü önemli bir kuralımız ihlal
edilmiştir: “Biri birinin evini ziyarete gelecekse önceden haber
vermeli ve evin durumunun uygun olup olmadığını dikkate almalı.” Bu
durumda karşımızdakini kaba ve duyarsız olarak algılayabilir,
kendimizi de önemsenmemiş, ihmal edilmiş olarak görebiliriz. Bir de
işin diğeri gözündeki algısı var. Bu yakınımız kendi kurallarınca
mevcut yakınlık düzeyinde haber vermeyi gerekli görmeyebilir;
üstelik temizlik gününü özel yaşam dışında bir gün olarak görüşme
fırsatı olarak görebilir. Duruma, karşı tarafın algısı ve kuralları
çerçevesinde bakmayı denediğimizde sonraki durumlarda algımız
değişebilir ve eşlik eden öfkemiz azalabilir. Farklı durumlar için
bunu denemek bizi şu tür bir keşfe götürebilir: “Benim
beklentilerim ve kurallarım diğer insanlarınkiyle aynı değil ve bu
yüzden başkalarının her zaman benim kurallarımı ihlal edebileceğini
bilmem gerekir. Ben ancak kendi görüş, düşünce ve algılarım
üzerinde bir kontrole sahibim. Başkalarınkileri üzerinde değil.
Başkalarının da benim gibi görmeleri ve benzer kurallarının olması
güzel olurdu ancak çoğu zaman böyle olmuyor.” Bunları
söyleyebilmek farklılıklar üzerinden değiştirebileceğimiz ve
değiştiremeyeceğimiz noktaları fark etmeyi ve
değiştirebileceklerimize odaklanmayı sağlar.
Öfkelendiğimizde başımıza gelenlere farklı bir
açıklama getirebilmeyi, kendimizi zaman zaman daha az kızgın
hissetmeyi başarabildik diyelim. Peki ya öfkelendiğimiz kadarıyla
ne yapacağız? Toplumsal kurallar ve sosyal adalet örneklerinde
olduğu gibi öfkemizde gerçekten haklıysak ne olacak?
Bu yazımızda öfkenin döngüsünü ve bu döngünün belirli
kural ve beklentilerin ihlali durumunda nasıl tetiklendiğini ele
alırken farklı bir algının ve bakış açısının öfkemizi nasıl
etkilediğini inceledik. Yani öfkeye müdahalede bakış açısını
değiştirmenin ve farklılıkları kabullenmenin öfkeyi azaltabileceğini
belirledik. Öfkeyi kontrol edebilmek, öfkeyi ifade edebilmek,
öfkeyi yaşantımızdaki olumsuzlukları ve özlemlerimizi fark etme
gereci olarak kullanabilmek ve yaşantımızın bize eşlik eden ancak
zarar da vermeyen bir parçası olarak yaşamak uzun süreli bir
öğrenme, deneyimleme ve değiştirme sürecinde mümkün olacaktır.
Uzm. Klinik Psikolog Aylin Özeren
Paylaş
Paylaş
|