|
|
       |
|
TELEVİZYON !
NE SENİNLE NE SENSİZ !

Televizyon yayınlarının içeriği (çoğu), 5 ile 9 yaş arası zeka
olgunluğuna hitap etmektedir. Çünkü insan zekası 6 yaşından sonra
çok fazla dikine gelişmez. Fakat bununla birlikte, zenginleşir. Bu
yaştan sonra daha çok anlama kapasitemiz ve kültürümüz gelişir.
Öğrendiklerimizi uygulama yönünde pratik kazanırız.
Geçmiş deneyimlerimizle uyarlayarak daha hızlı tepkiler veririz. Bu
nedenle televizyon dizileri, konuların basitliği ve anlatımlarının
sadeliği ile bizi yormaz ve kolay izlenir. Böylece televizyon
ailenin artı bir üyesi olarak evimizin içinde sürekli var olur.
Bizimle aynı evde yaşayan çocuk içinde televizyon hayatın
vazgeçilmez bir parçası olur.
Okul
öncesi dönem çocuğu, daima aktif, tüm duyu organlarını kullanma
olanağına sahip olması gereken bir dönemdedir. Onların öğrenmeye,
keşfetmeye bu kadar yakın olduğu bir dönemde televizyon başında
geçirdikleri zaman en büyük zarardır. Çünkü yarar görmemek de
zararlıdır.
Bir çok araştırma televizyonun gençler ve çocuklar üzerindeki
etkilerini alışkanlık yapan maddelerinkiyle aynı kelime ve
benzetmeler ile ifade etmektedir. Ülkemizde bugünkü uygulama
biçimiyle televizyon hiperaktif, saldırgan, antisosyal, dikkatsiz ve
korku veya korkusuz veya suça yönelik davranışların, yaratıcı ve
üretken olmayan bir zekanın muhtemel sebebi olarak görülmektedir.
Çocuk programları yetişkin programlarına kıyasla, altı kez daha
fazla şiddet içermekte, böylece bebeklik dönemlerinden başlayarak
çocuklar, sevimli çizgiler arasına sıkışmış, akıl dışı şiddetin
“komik ve doğal” bir öğe olarak hayatın içinde varolduğuna
şartlandırılmaktadır.
Kaldı ki günümüzde, çok sık karşılaştığımız “kap kaç”, “ 4 yaşındaki
çocuk kardeşini boğdu”, “babasının silahı ile annesini vurdu”, “ 4
yaşındaki çocuk 7. kattan atladı” ve daha bir çok haber çocukların
televizyonda gördüklerini destekler biçimdedir. TV programlarının
%10' u çocuklara yönelik olmasına rağmen endüstriyel karın %25'i
çocuklarla ilgili mallardan sağlanmaktadır. Bu da çocukların
televizyondan yansıyan mesajlardan nasıl etkilendiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
Çocuk programları bir yana, filmlerde, haberlerde, reklamlarda,
kliplerde dahi şiddet günlük hayatın bir parçası gibi sunulmakta ve
buna sık sık tanık olan çocuk ve yetişkinler şiddeti kanıksamakta,
bir veya birkaç kişinin ölmüş olması insanları ya çok az etkilemekte
ya da hiç etkilememektedir. Böylece de bir insanın “biricikliği” ve
“değeri” onun adım adım damla damla yetiştirilmiş hayata hazırlanmış
olduğu hiç düşünülmez ve algılanmaz olmaktadır.
Oysa tüm dünyada belgesel izlemeyi, hayvanat bahçesine, müzeye,
botanik parkına gitmeyi seven çocuklar var. Diğer yandan onların
anne ve babalarının da öyle zevkleri olduğu bir gerçek. Sonuç olarak
diyebiliyoruz ki, çocukların ilgi alanları anne ile babalarının ilgi
alanları ile paralellik gösteriyor. Bu nedenle televizyon
programlarının kabahati bizden daha az!
Tamamen televizyonu yok etmek farkında olmadan bir televizyon
tutkusu da doğurabilir. Fakat televizyonun bir düğmesi olduğunu ve
bizim kontrolümüzde olduğunu sık sık hatırlayalım. Kendimize ve
çocuklara TV seyretme saatleri belirleyelim. Televizyonu evin her
köşesinde sürekli açık tutmayalım. Televizyonsuz saatlerimize (örn:
yemek zamanı) sahip çıkalım.
Yatak odalarına TV sokmayalım, çocuk televizyonda her gördüğüne
inanmaması veya tartışarak kabul etmeyi sizden görerek öğrenebilir.
Seyrettiği şeyleri kendi mantık süzgecinden geçirmeyi, gördüklerini
tartışmayı, anlatılanlar dışındaki açıklamaları birlikte düşünmeyi
sağlayabiliriz.
Sen olsaydın ne yapardın? için kullanabileceğimiz bolca malzemeyi TV
seyrederken bulabiliriz. Elbette tüm bunların özünü çocuğumuzla
birlikte zaman geçirmemizin ve odak noktasını çocuğun oluşturduğu
muhakkak.
1998 yılında İlk Çizgi ailesi olarak velilerimizin de işbirliği ile,
3500 imza topladık. RTÜK'e bu konuda daha duyarlı olunmasını,
şiddetin TV programlarında denetlenmesini talep ettik. Fakat yasalar
gereği ancak programlar yayınlandıktan sonra RTÜK'ün müdahale
edebildiğini öğrendik. Yani iş yine bizim bilinçli olmamıza ve yaşam
tercihimize kalıyor.
Sevgilerimle
Psikolog
Tülay HASANOĞLU TURAN
|